Türkiye, Yurt Dışındaki Vergi Kaçışını Engel Olmayı Hedefliyor: Kontrol Edilen Yabancı Kurum Düzenlemesi
Türkiye, vergi kaybını önlemek ve kazançların düşük vergili ülkelere transferini engellemek için “kontrol edilen yabancı kurum” düzenlemesini hayata geçiriyor. Bu düzenleme, belirli kriterleri karşılayan yurt dışı iştiraklerin dağıtılmamış kazançlarının bile Türkiye’de kurumlar vergisi matrahına dahil edilmesine olanak tanıyor.
Devlet bütçesinin en temel kaynaklarından biri olan vergi gelirleri, en az kayıpla tarh ve tahsil edilmesi açısından büyük önem taşıyor. Gelişen ekonomik koşullar ve yeni ortaya çıkan faaliyetler doğrultusunda, vergi sisteminde çeşitli düzenlemeler gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Yatırımcılar ve sermaye sahipleri, en yüksek kârı hedefleyerek yurtdışına yönelmekte ve bu süreçte çeşitli vergi avantajlarından faydalanma peşindedir. Bazı ülkeler ise yabancı yatırımları çekmek amacıyla özel teşvikler sunmakta; bu durumun küresel rekabetin bir sonucu olduğu düşünülmektedir. Bu çerçevede, yatırımcıların daha düşük veya vergisiz alanlara kayma eğilimleri gözlemlenmektedir.
Ancak, mali idareler, ülkedeki sermaye çıkışını kontrol etmek ve vergi kaybını önlemek adına çeşitli emniyet mekanizmaları uygulamaktadır. Kontrol edilen yabancı kurum düzenlemesi bu mekanizmalara örnek teşkil etmektedir.
Bu düzenleme, uluslararası vergi planlaması yoluyla düşük vergili veya vergisiz ülkelere kazanç transferini önlemek için geliştirilmiştir. Yurt dışında kurulan veya iştirak edilen şirketler aracılığıyla elde edilen kazançlar, belirli şartlar altında Türkiye’de vergilendiriliyor.
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 7. maddesinde, “tam mükellef gerçek kişi ve kurumların doğrudan veya dolaylı olarak kontrol ettikleri yurt dışı iştiraklerinin kurum kazançları, dağıtılıp dağıtılmadığına bakılmaksızın, belirlenen şartların sağlanması hâlinde Türkiye’de vergilendirilecektir” ifadesi yer alıyor.
Yurt dışında bulunan bir kurumun kontrol edilen yabancı kurum olarak kabul edilebilmesi için, bu kurumun sermayesinin ya da oy hakkının en az %50’sinin Türkiye’deki gerçek kişi veya kurumlara ait olması gerekiyor. Ayrıca, kontrol oranı olarak ilgili hesap döneminin herhangi bir tarihindeki en yüksek oran dikkate alınacaktır.
Bu çerçevede, kontrol edilen yabancı kurum olarak sayılabilmesi için birtakım şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmekte. Buna göre, yurt dışı iştiraklerin toplam gayri safi hasılatının %25’inin pasif gelirlerden oluşması ve yurt dışında %10’dan az vergi yüküne sahip olması gerekmektedir. Ayrıca, ilgili iştiraklerin gayrisafi hasılatının da 100 bin TL karşılığı yabancı paranın üzerinde olması gerektiği belirtilmektedir.
Kontrol edilen yabancı kurum kazancı, Türkiye’de vergiye tabi tutulacak kazançların belirlenmesinde geçmiş yıl zararları hariç olmak üzere, ilgili dönem hesaplamalarında dikkate alınacaktır.
Yurt dışındaki iştiraklerin kâr paylarını dağıtması durumunda, daha önce Türkiye’de vergilendirilmiş kazançlarının tekrar vergilendirilmesi söz konusu olmayacaktır. Ancak, daha sonraki yıllarda fazla kâr payı dağıtılması halinde, bu miktar üzerinden vergi alınacaktır.
Ayrıca, Türkiye’nin çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları, kontrol edilen yabancı kurum kazancı hükümlerine göre kendi mukimlerini vergileme yetkisini sınırlamamaktadır. Kontrol edilen yabancı kurum kazançları, kâr payları dağıtılmadığında dahi Türkiye’de vergilendirilmeye devam edecektir.
Bu yeni düzenlemeyle birlikte, Türkiye uluslararası vergi rekabetinde daha etkin bir rol oynayarak, vergi kayıplarını azaltmayı amaçlamaktadır.
