USD48,46
%0.06
EURO56,33
%-0.02
EURO/USD1,16
%-0.08
BIST14.112,89
%-0.27
Petrol98,73
%1.78
GR. ALTIN6.860,79
%0.01
BTC4.147.323,00
%-1.07

Şeyh İsmail Hakkı Efendi

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Pınarbaşı Kabristanlığı… Bursa’nın yüreğine serpiştirilmiş bir hafıza mekânı. Her taş, bir hayâtı fısıldar, her isim bir devri hatırlatır. Bu mezarlığın derin sessizliği içinde bir mezar taşı var ki, üzerinde kazılı kelimeler sadece bir şahsı değil, bir irfan yolunu anlatır: Şeyh İsmail Hakkı Efendi.

27 Zilhicce 1350, Milâdî takvimle 3 Mayıs 1932. Zamanın sayfalarına sükûnetle düşen bu tarih, Erzurum’dan Bursa’ya uzanan bir ilim ve irfan yolculuğunun nihayet bulduğu gündür. Ulu Camii kürsüsünde vaazlar vermiş, Muttalib Mahallesi’nde müftülük yapmış, Sâdî Dergâhı’nda şeyhlik makamına oturmuş bir hak âşığının vuslat vaktidir bu.

Onun mezar taşı bir şiir gibidir; övgüden uzak, hakikatten yana. “Hüve’l-Bâkî” sözüyle başlar: Bâkî olan yalnız Allah’tır. Zira tasavvufta her şeyin özü budur: Fânî olan dünya değil, insanın kendisidir. Bu idrakle yaşamış bir mürşidin dünyadan göçerken bıraktığı mesajdır bu.

İlminle Âmil, İrfanla Kâmil

Şeyh İsmail Hakkı Efendi’nin hayatı, sadece kürsülerde irşadla değil, gönüllerde inşa ile geçmişti. Ulu Camii gibi mübarek bir mekânda halka vaazlar vermek, sıradan bir vazife değildir. Orası sadece sözün değil, hikmetin de tartıldığı bir yerdir. O, sözünü Kur’an’dan alır, izini Peygamber’den sürerdi.

Tasavvuf ehline göre en büyük ilim, nefsini bilmek ve Allah’a kul olmak ilmidir. Şeyh İsmail Hakkı Efendi bu anlamda tam bir “ârif”tir. Çünkü onun irfanı sadece dille değil, hâlle nakşolunmuştur. Mezar taşında yazılı olan şu beyitler, onun bıraktığı izi açıkça gösterir:

“Refîl beni fakr u tefekkür eyle de nam
Sâdî Dergâhında aldı o mürşid-i huda
Vâ’iz ü nasîh eyledi Câmi’-i Kebîr’de ol imam”

Zenginliği değil fakrı, gösterişi değil tefekkürü tercih etmiş bir hayat… Hakk’a giden yolda, gönüllere açılan bir dergâh… Cami kürsüsünden yükselen nasihatler…

Sâdîyye Geleneğinin Sessiz Işığı

Şeyh İsmail Hakkı Efendi, Sâdîyye Tarikatı‘na mensuptur. Bu yol, Hz. Sadreddin Konevî’nin izinden giden, şeriat ile hakikati, zâhir ile bâtını mezceden bir irfan yoludur. Bu tarikatta şeyhlik, sadece öğreten olmak değil, yaşayan ve yaşatan olmaktır. O da işte bu mirası sırtlanmış, Bursa’da bu meşaleyi taşımıştı.

Tasavvuf geleneğinde denilir ki: “Kamil mürşid, kendini silen kişidir.” Şeyh İsmail Efendi’nin hayatı, kendini silen ama Hakk’ı gösteren bir ayna gibidir.

Sessizliğin İçinde Bir Dua

Bugün onun mezarına bakan biri, belki sadece taş ve yazı görür. Ama gönül gözüyle bakanlar, orada bir dergâhın sükûtla atan kalbini duyar. O taş, hâlâ fısıldar:

“Oldı yerin bir pâyende zîmin-i daru’s-selâm
Şems-i İsmail muvaffak eyleyüb tahmîn temîm”

Bu fısıltı, bize bir dua olarak ulaşır:
Ey Rabbimiz! Şeyh İsmail Hakkı Efendi’yi Darüsselâm’da pâyidar eyle! Onun irfanına muhabbetle bakan her kalbi, Hakk’a eriştir.


İster Ulu Camii’nin gölgesinde, ister Sâdî Dergâhı’nın eşiğinde, onun izini süren her adımda bir hakikat gizli: Fânî olan gider, fakat bıraktığı irfan bâkî kalır.

Ruhun şâd olsun, Şeyh İsmail Hakkı Efendi…

Şeyh İsmail Hakkı Efendi
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Sondaki Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Sondaki Haber ile Sohbet Et

Sondaki Haber ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.