Fransa’da İki Kuşak Ortak Taleplerle Sokakta: Sürdürülebilir Gelecek İçin Adalet Arayışı
Fransa’da, sekiz yıl önce karbon vergisine karşı sokağa dökülen Sarı Yelekliler, bu kez öğrenci hareketleriyle birleşerek yeniden protesto gerçekleştiriyor. Bugün gençler, geçim sıkıntısı ve geleceksizlik kaygısıyla etkili bir ses oluştururken, eski ve yeni taleplerin merkezinde sosyal adalet, eğitim ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi yer alıyor. COP31 öncesi, bu gösterimler, eşitsizlikleri çözüm yollarının belirlenmesi gerekliliğini gözler önüne seriyor.
2018’de, Fransa’da karbon vergisine karşı ortaya çıkan Sarı Yelekliler hareketi, bu kez liseli ve üniversite öğrencilerinin de katılımıyla sokaklara döküldü. Öğrenciler, gelir adaletsizlikleri, yetersiz eğitim olanakları ve belirsiz bir gelecekle ilgili kaygılarını dile getirirken, iki kuşağının ortak bir noktada birleşmesi, sürdürülebilir kalkınmanın kritik sorularını yeniden gündeme taşıdı: Bugünün eşitsizliklerini giderebilirken, geleceği nasıl inşa edebiliriz?
2018’de başlayan protestolar, Emmanuel Macron yönetiminin uyguladığı akaryakıt vergileri ile ilgili bir tepki olarak ortaya çıkarken, bu yazıda ele alınan toplumsal kabul, bugün çok daha geniş bir etki alanına sahip. Paris banliyölerinde başlayan öğrenci hareketleri, kısa sürede ülke geneline yayılarak, eğitim sistemindeki sorunlar, öğretmen eksiklikleri ve fırsat eşitsizlikleri gibi konuları da kapsayan bir protesto dalgasına dönüştü. 13 Ekim’de gerçekleştirilen gösterilere katılımın 161 bin ile 480 bin arasında değiştiği belirtilirken, 17 Ekim’de Sarı Yelekliler ve öğrenci hareketlerinin birleşmesi, katılım sayılarını 550 bin ile 800 bin aralığına yükseltti.
Bu barışçıl ve kitlesel gösterilere rağmen, bazı kentlerde isyan ve şiddet olayları dikkat çekti. Ancak bu durum, toplumsal taleplerin göz ardı edildiği anlamına gelmiyor. “Jeunes et jaunes” yani gençler ve sarılar ifadesi, Fransa’daki derinleşen toplumsal huzursuzluğun özüdür.
Bugün, 2018’dekinden farklı olarak, tartışmalar eğitim sisteminin devletin sunduğu imkânlarla nasıl bir bütün oluşturduğuna odaklanıyor. Öğrencilerin eğitime ve eşitliğe dair talepleri, ekonomik ve sosyal dönüşümün ayrılmaz bir parçası haline geldi. Eğitim eşitsizliklerinin üstesinden gelinmeden, sürdürülebilir bir ekonominin inşa edilmesi mümkün görünmüyor. İklim politikalarının başarısı, bireylerin bu değişimde kendilerini nasıl gördükleriyle doğrudan bağlantılı hale geldi.
Guattari’nin üç ekoloji anlayışı, doğa, toplumsal yapı ve birey arasındaki ilişkilere dair önemli bir perspektif sunarak, bugünün sorunlarını çözmenin altını çizmektedir. Toplumun dönüşüm ihtiyaçları, sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasında toplumsal katılım ve güven gibi unsurlarla yönlendirilmelidir.
Sekiz yıl önce ekolojik politikaların önemi tartışılırken, bugün COP31’e kısa bir süre kala, toplumsal etkiler de bu tartışmalara dahil edilmelidir. 2018 ve 2026 arasındaki süreklilik, ekonomik kararların toplumsal maliyetine dair soruların henüz yeterince yanıtlanmadığını gösteriyor. Bu dönüşümün yalnızca çevresel değil, sosyal bir adalet anlayışı ile ele alınması gerektiği açıktır. Bugünün iş gücüne ve geleceğin insanlarına nasıl bir yaşam sunulacağı, bu tartışmaların merkezinde yer almaktadır.
