Toplum olarak, insanı ayakta tutan en önemli değerleri yavaş yavaş tüketiyoruz. Bunların başında da aile geliyor. Oysa aile, insanın ilk kalasıdır; hem nefsin terbiyesi hem de neslin muhafazası için Allah’ın emriyle kurulmuş bir müessesedir.
Kur’an-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da eşini var eden ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar türeten Rabbinizden sakının.” (Nisâ, 1)
Bu ayet, insanın yaratılış hikmetini ve evliliğin yüce maksadını bizlere gösteriyor. Evlilik, sadece iki insanın bir araya gelmesi değil; bir hayatın, bir neslin, bir ahlâk düzeninin inşasıdır.
Evlilik Bir İbadettir
Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kişi evlendiğinde dininin yarısını korumuş olur. Geriye kalan yarısı için de Allah’a karşı gelmekten sakınsın.”
Ne büyük bir müjde… Ne net bir ölçü… Evlilik, sadece sosyal bir kurum değil; aynı zamanda bir ibadet, bir nefis terbiyesi, bir cihad.
Fakat bugün ne yazık ki gençlerin önüne çıkarılan engeller, harama açılan kapılardan daha ağır hale gelmiş durumda. İsteyen evlenemiyor, evlenen sürdüremiyor. Ailelerin ekonomik ve kültürel beklentileri, evlilikleri daha başlamadan yıkıyor. Oysa Efendimiz bize şöyle öğüt veriyor:
“Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz.”
Nikâh Zor, Günah Kolay
Ne hazindir ki bugün günah yolları parıltılı, süslü ve erişilebilir… Nikâh ise, türlü “prosedürlerle” bezeli, sosyal statüye bağlı ve yük gibi gösterilen bir mecburiyet. Böyle olunca gençler harama daha kolay meylediyor. İslâm’ın namusu ve nesli koruma ilkesi, ancak Allah adına kıyılan bir nikâhla hayata geçer. Bunun dışındaki yollar, insanı içten içe çökerten ahlaksızlık çukurlarıdır.
O yüzden aile büyüklerine seslenmek istiyorum:
Lütfen gençlerin önünü açın. Evliliği zorlaştırarak değil, kolaylaştırarak erdemli bir neslin önünü açabiliriz.
İfşa Kültürü ve Mahremiyetin Çöküşü
Evliliği konuşurken, onun ayrılmaz bir parçası olan mahremiyet konusuna da değinmeden geçemem. Zira bugün toplum olarak yalnız evliliği değil, mahremiyet duygumuzu da kaybediyoruz.
Dövmeler, estetik müdahaleler, teşhirci kıyafetler, sosyal medyada paylaşılan özel anlar… İnsanlar kendilerini göstermek, dikkat çekmek için âdeta yarışa girmiş durumda. “Görünüyorum, o hâlde varım” anlayışı her yere sirayet etti.
Peki ne oldu bize? Nerede kaldı o edep, o hayâ, o mahremiyet?
Nerede kaldı “Elâlem değil, Allah ne der?” endişesi?
Biz Allah’a inanıyoruz, elâleme değil. O zaman niçin Allah’ın rızasına değil de insanların beğenisine göre yaşıyoruz?
Dövmelerle vücudu delik deşik etmek, yaratılışı bozmak İslam’ın onaylamadığı câhiliye adetlerindendir. Giyinip kuşanmakta da sınır vardır. Mahrem olanı açık etmek, sadece bir beden teşhiri değil, aynı zamanda bir ruh yarasıdır.
Bir Sevda: Kördüğüm Gibi
Konuyu bir Asr-ı Saadet hatırasıyla bağlamak isterim.
Hz. Aişe Validemiz, Peygamber Efendimize bir gün sordu:
“Ey Allah’ın Resûlü, beni seviyor musun?”
“Evet ya Aişe, elbette seviyorum.”
“Peki, nasıl seviyorsun?”
Efendimiz cevabı verdi:
“Kördüğüm gibi…”
Yani çözülmeyen, açılmayan, bitmeyen bir sevgi…
Hz. Aişe bu cevabı o kadar severdi ki, sık sık tekrar sorardı:
“Peki kördüğüm ne durumda?”
Peygamberimiz her seferinde aynı cevabı verirdi:
“İlk günkü gibi…”
İşte böyle bir evlilik anlayışına, böyle bir sadakate, böyle bir ahlaka muhtacız.
Sonuç Yerine: Evlilik Bir Direniştir
Evet, evlilik sadece iki kişilik bir hayat değil, topluma karşı bir duruş, zamana karşı bir direniştir. Haramın cazibesine karşı helalin vakarını savunmaktır.
Nikâh zor ama güzeldir. Mahremiyet ağır ama değerlidir.
Ve Allah’ın rızası her şeyin üzerindedir.



