Vakıf Üniversitelerinde Ekonomik Sürdürülebilirlik Sorunu: Yeni Düzenlemeler ve Zorluklar
Vakıf üniversiteleri son yıllarda öğrenim ücretleri üzerinden yoğun tartışmaların odağı haline geldi. Ancak 2026 yılında yapılan düzenlemelerin bir arada değerlendirilmesi, bu üniversitelerin faaliyetlerini sürdürebilme kabiliyeti açısından daha derin bir sorunu ortaya çıkarıyor.
Konuyla ilgili deneyimlerimi paylaşmak gerekirse, 2013-2019 yılları arasında Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Denetleme Kurulu bünyesinde çeşitli vakıf üniversitelerinin denetiminde görev aldım. Ardından 2019-2023 yıllarında bir vakıf üniversitesinde genel sekreterlik yaptım. Eldeki verilere göre, önümüzdeki dönemdeki koşullar, geçmiş on yıldan oldukça farklı bir yapı arz ediyor.
Yükseköğretim Genel Kurulu, 8 Temmuz 2026 tarihinde aldığı kararla, 2026-2027 akademik yılında hazırlık ve birinci sınıf dışındaki öğrenciler için öğrenim ücreti artışını yüzde 25 ile sınırladı. Ek olarak, taksitlendirme süresi dokuz aya kadar uzatılırken vade farkı alınamayacak, tek dersi kalan öğrencilere tam dönem ücreti talep edilemeyecek ve tekrar alınan alt sınıf dersleri için ek ücret istenemeyecek.
Somut bir örnek vermek gerekirse, geçmiş yıl mevcut öğrencisinden 100 lira tahsil eden bir üniversite, bu yıl en fazla 125 lira alabilecek. Ayrıca, bu ücreti dokuz aya yayması durumunda, finansman maliyetini öğrenciye yansıtma imkanı bulunmayacak.
Diğer taraftan, personel, enerji, laboratuvar, hastane ve yatırım giderleri için böyle bir sınır olmadığı gibi, öğrenci kabul edebilmek için gerekli asgari yeterlilik şartları da mevcuttur. Akademik personel giderleri ise yasal bir tabana bağlıdır; dolayısıyla bu kalemdeki maliyet kısıtlanamıyor.
Öğrenci doluluk oranları da görevdeki durumu gözler önüne seriyor. 2024 YKS’de vakıf üniversiteleri için doluluk oranı yüzde 91,14 iken, bu oran 2025’te yüzde 75,8’e geriledi. 2026’da kısmi bir toparlanma gözlense de, devlet üniversitelerinin doluluk oranı yüzde 99,52 olarak göze çarpıyor.
2024 yılı istatistikleri, lisans programlarının doluluk oranının yüzde 78,1, ön lisans programlarının ise yüzde 81,8 olduğunu gösteriyor. Ailelerin, “Karşılığında hangi meslek var?” sorusunu sıkça yöneltmesi, kısa programların daha cazip hale gelmesine neden oluyor.
Finansal açıdan, 10 bin ücretli öğrenciye göre hazırlanan bir bütçe, 8 bin öğrenciye ulaşıldığında maliyetlerin yükselmesine neden oluyor. Yeni kayıtlar sınırlı olmamakla birlikte, açık kalan kontenjanlar fiyat artışının gelir artışı sağlamasını engelliyor.
Vakıf üniversiteleri sağlık hizmeti sunan hastanelerin kurumlar vergisi muafiyetinin 1 Ocak 2027’de kalkacak olması, mali yapıyı yeni bir perspektifle ele almalarını gerektirecektir. Ayrıca, 7592 sayılı Kanun ile vakıf üniversitelerinin mali yapısına ilişkin denetimlerin daha net sonuçlar doğurması bekleniyor.
Üniversitelerin sürdürülebilirliği artık yalnızca zarar etme durumuyla değil, mali yapılarını korumakla da alakalı hale geliyor. Mütevelli heyetlerinin yalnızca geçmiş bilançosunu değerlendirmesi yeterli olmayacak; aynı zamanda üç-beş yıllık gelir projeksiyonları ve hastanelerin vergi etkisi gibi unsurların da göz önünde bulundurulması gerekecek.
Sonuç olarak, vakıf üniversiteleri, öğrenci gelirine bağımlılığın ön plana çıktığı, düşük doluluk oranları ve artan borçluluk ile karşı karşıya. Bu nedenle, mevcut modelin sürdürülebilirliği şüpheli görünüyor. Artık asıl soru, üniversitelerin eğitim faaliyetlerini sürdürebilmek için gerekli mali yapıya sahip olup olmadıklarını sorgulamak.
