Bazı şehirler vardır ki haritada bir noktadır; bazılarıysa bir gönül coğrafyasının merkezi… Tillo, işte bu ikinci türdendir. Siirt’in mütevazı bu beldesi, asırlar boyu ilim, irfan ve tasavvuf meşalesinin parladığı bir kandil olmuştur. Bu kandilin fitilini tutuşturan ise hiç şüphesiz Şeyh İsmail Fakîrullah Hazretleridir.
Manevî Yıldız: Fakîrullah Hazretleri
5 Receb 1067 (19 Nisan 1657) tarihinde Tillo’da dünyaya gelen İsmail Fakîrullah Hazretleri, Hz. Peygamber’in amcası Abbas’ın neslinden geldiği rivayet edilen bir aileye mensuptur. Babası Kasım Efendi ve dedesi Abdülcemal, Tillo’da müderrislik yapmış ilim ehli kimselerdi. Onun ilmî ve ahlâkî terbiyesi, öncelikle bu mübarek aile ocağında şekillendi.
Henüz 24 yaşında ilim tahsilini tamamladıktan sonra medresede ders vermeye başladı. Ardından Tillo Camii’nde imamlık ve hatiplik görevini üstlendi. Ancak onun hayatında esas kırılma noktası, 40 yaşında geçirdiği mânevî dönüşümle başlar. Hac dönüşü bir gece camiye giderken bir kör kuyuya düşer. Bu düşüş, onun iç dünyasında bir doğuşa vesile olur. Kuyu karanlığı, ona iç âlemini aydınlatan bir ışık olur. Bu hâl, sekiz yıl süren bir vecd ve istiğrak dönemine kapı aralar.
Halka Değil Hakk’a Bağlılık
Fakîrullah Hazretleri zahiren de bâtınen de sade bir hayat sürmüştür. Tarlasını kendi elleriyle sürmüş, el emeğiyle geçinmiş, Allah’ın nimetlerine şükretmeyi en büyük zenginlik bilmiştir. Dış görünüşüyle değil, derin mânevî hâlleriyle halkı etkilemiş; toplumda hiçbir dünyevî makamı hedeflemeden gönüllere taht kurmuştur.
Tarikat nisbeti hakkında açık bir bilgi olmamakla birlikte, bazı kaynaklar onu Nakşibendî ya da Kādirî-Nakşî çizgisine yakın gösterir. Müridi Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin “Mârifetnâme” adlı eserinde Nakşibendîlik üzerine özel bir bölüm ayırması, bu bağı kuvvetlendirir. Aynı zamanda Üveysî olduğu, doğrudan Hz. Peygamber’in ruhaniyetinden istifade ettiği de ifade edilir.
Bir Mürşid, Bir Mektep
Fakîrullah Hazretleri yalnızca kendi devrinin değil, sonrasının da mânevî mimarıdır. Etrafında toplananlar arasında en dikkat çeken isim, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’dir. İbrahim Hakkı, henüz küçük yaşta babası Molla Osman Hüsnü ile birlikte bu büyük mürşidin sohbetlerine katılır. Onun zühdünü, vakarını, ilmini ve tevazusunu gözleyerek büyür. Daha sonra hem ilimde hem tasavvufta onun halifesi olur. Bu ilişki, bir talebe-hoca bağından öte, gerçek bir gönül sadakatinin timsalidir.
Güneşin Sadakate Secdesi
1147 (1734) yılında Hakk’a yürüyen Fakîrullah Hazretleri, Tillo’da defnedilir. Ancak mezarının üzerine yıllar sonra müridi İbrahim Hakkı Hazretleri tarafından inşa edilen ışık düzeneği, bu manevî ilişkinin ne kadar derin olduğunu gösterir.
Her yıl 21 Mart’ta (Nevruz) ve 23 Eylül’de, sabahın ilk güneşi 40×40 cm’lik küçük bir pencereden girip bir prizmaya çarparak tam da Fakîrullah’ın sandukasının baş tarafını aydınlatır. İbrahim Hakkı Hazretleri, bu ince düşünceyle mürşidine “Güneş gibi bir sadakat” armağan etmiştir. “Hocamın üzerine doğmayan güneşi neyleyeyim?” sözüyle bu sadakatin mânâsını da kayda geçirmiştir. Bu olay, sadece bir astronomik başarı değil; aynı zamanda bir sadakat âbidesidir.
Manevî Zincirin Halkaları
Fakîrullah Hazretleri’nin açtığı yol, yalnızca İbrahim Hakkı ile sınırlı kalmamıştır. Onun izinden giden birçok meşâyıh, medrese ve dergâhlarda halkı hem zahirî hem bâtınî ilimlerle aydınlatmıştır. Hacı Salih Efendi, Şeyh Mücahit, Sultan Şeyh Hazretleri gibi Tillo’nun manevî büyükleri, bu zincirin altın halkalarıdır.
Bugün Tillo’da hâlâ ziyaret edilen türbeler, aslında birer tarih değil; yaşayan birer ruhtur. Her dua, her ziyaret, o ruhlarla kurulan bir bağdır.
Son Söz Yerine: Gönlümüzdeki Tillo
Bugün Tillo, yalnızca geçmişin değil, geleceğin de umududur. Fakîrullah Hazretleri ve onun gibi mütevazi ama derin ârifler, bizlere gösteriyor ki hakikat, şaşaalı kürsülerde değil; sükûnetli bir gönül kuytusunda bulunur. Tillo, bu kuytulardan biridir. Ve Fakîrullah Hazretleri, bu kuytunun en parlak yıldızıdır.
Bu yıldızı tanımak, yalnızca bir biyografi bilgisi değildir; gönül terbiyesi arayanlara bir reçetedir.
