USD48,46
%0.06
EURO56,33
%-0.02
EURO/USD1,16
%-0.08
BIST14.112,89
%-0.27
Petrol98,73
%1.78
GR. ALTIN6.860,79
%0.01
BTC0,000000
%0

Habîb en-Neccâr Hz

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Kur’ân-ı Kerîm’in kalbi olarak tanımlanan Yâsîn Sûresi’nin tam ortasında, öyle bir sükûtî haykırış yükselir ki; çağlar ötesine ulaşır:
“Keşke kavmim bilseydi!”
Bir mü’minin, iman uğruna feda ettiği canı pahasına ettiği son söz bu olur da, biz bu sözde neyi duymalıyız?

Habîb en-Neccâr, ismi Kur’an’da geçmeyen ama ümmetin gönlünde yeri mühürlenmiş bir hak dostudur. Tefsir kitaplarında anlatıldığına göre; Antakya halkına gönderilen üç elçinin getirdiği hakikat mesajına iman eden yegâne kişidir. Elçileri desteklemek üzere şehrin uzak ucundan koşarak gelir. O koşuş bir bedeni değil, bir kalbi harekete geçiren bir çabadır. Kur’an onun sözlerini şöyle nakleder:

“Ey kavmim! Uyun bu elçilere! Sizden hiçbir ücret istemeyen ve hidayet üzere olan kimselere uyun!” (Yâsîn, 20-21)

Ancak hakikat bazen taşla, bazen demirle, bazen de suskunlukla karşılanır. Taberî’nin Câmiʿu’l-Beyân’ında nakledildiğine göre halk onu döver, taşlar, hatta bağırsakları dışarı çıkıncaya kadar çiğner ve sonunda şehit ederler. Lakin Habîb, öfke nedir bilmez. O, canının çıkış anında bile kavmi için yakarır:
“Ya Rabbi! Kavmime hidayet ver!”

Bu, yalnızca bir iyilik severlik değil; bu, tasavvufî anlamda ‘rahmet sıfatıyla boyanmış’ bir kemâl halidir. Kendisini taşlayanlara dahi beddua etmeyen bir gönül; ancak kendisini bütünüyle Allah’a adamış bir ruhun mahsulüdür. Evliyaullah’ın “insan-ı kâmil” diye tarif ettiği hâl işte budur: Kendisine zulmedeni dahi affedebilmek, onun için mağfiret dilemek.

Habîb en-Neccâr ruhunu teslim eder etmez, Allah Teâlâ onu cennete yerleştirir. Ancak bu cennet, kıyametten sonra kurulacak olan değil; berzah âleminde şehitlere mahsus olan, “ruhanî bir ikram makamı”dır. Orada ebedî nimetlerle rızıklandırılırken, o hâlâ geride kalan halkının kurtuluşunu temenni eder:

“Keşke kavmim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi.” (Yâsîn, 27)

Bu söz, sadece bir temenni değil; kalpten gelen bir irşaddır, ötelere taşan bir merhamettir. Nitekim sûfîler bu âyeti “Kâmil bir mü’minin, cennete girdikten sonra bile ümmetiyle olan bağını koparmamasının” delili olarak görürler. O bir mürşiddir ki, ölürken dahi irşadına devam eder.

Onun şehit edilişinden sonra Cenâb-ı Hak, azabı geciktirmez. Cebrâil (a.s.) ilâhî emirle bir sayha (çığlık) savurur. Ne ordu ne silah… Sadece bir çığlıkla halk helâk edilir. İşte bu da, zalim bir toplumun tek bir iyilik meleğini bile yaşatmayacak kadar katılaşmasının bedelidir.


Habîb en-Neccâr’ın kıssası sadece bir tarih kesiti değil; her çağda yeniden yaşanan bir hak-bâtıl mücadelesinin sembolüdür.
Bugün de hakikatin sesine koşanlar vardır ve bugün de o sesi taşlayanlar…
Ama unutmayalım ki; Allah’ın katında tek bir sadâkat ehli, bütün bir şehre bedel olabilir. Ve bazen bir şehir, bir tek hakikati yok saydığı için, topyekûn sessizliğe gömülebilir.

Habîb en-Neccâr’ın kıssası, Kur’an’ın bize açtığı bir manevî penceredir. O pencereden içeri bakınca şunu görürüz:
İman, bazen yalnız bir yürekle başlar. Ama o yürek Allah’a bağlıysa, asla kaybetmez.


Son Söz:
Bu kıssayı her okuduğumuzda kendimize şu soruyu sormalıyız:
Ben Habîb gibi hakikate koşanlardan mıyım, yoksa onu susturmaya çalışanlardan mı?

Zira tarih şahittir ki,
bir “keşke” ile kapanan her ömür, bir “neden?” ile açılan bir ahiretin kapısını aralar.

Habîb en-Neccâr Hz
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Sondaki Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Sondaki Haber ile Sohbet Et

Sondaki Haber ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.