Anadolu, taşında toprağında binlerce yıllık hatıralar barındıran sessiz bir kütüphane gibidir. Her tepe, her köy, her dağ yolu; ya bir evliyanın izini taşır ya da bir peygamberin duasına şahittir. Yeter ki sorulası sorularımız ve duyulası kalplerimiz olsun.
Böyle bir coğrafyada, Diyarbakır’ın Ergani ilçesine bağlı küçük bir köyde, tarihin neredeyse tamamen unuttuğu, fakat halkın hâlâ bağrına bastığı bir isim çıkar karşımıza: Nebî Enûş (aleyhisselâm).
Bir Peygamber mi, Sessiz Bir Hükümdar mı?
Kutsal metinlerde hakkında uzun anlatımlar bulunmayan, fakat silsilede yeri olan bir şahsiyettir Enûş As Rivayetlere göre, insanlığın ikinci atası kabul edilen Hz. Şit (a.s.)’ın oğludur. Şit Peygamber, Hz. Âdem’in vefatından sonra peygamberliği devralmış, nesli çoğaltmış, toplumlara hikmetli sözler ve yasalar getirmiştir. Enûş da onun oğludur; İbnü’l-Esîr’in “el-Kâmil” adlı eserinde belirttiğine göre, babasının vefatından sonra kavminin başına geçmiş, halkı yönetmiştir. Rivayet edilen ömrü ise şaşırtıcıdır: 705 yıl.
Ancak burada ihtilaf başlar. Bazı klasik kaynaklar Enûş’u peygamber olarak zikrederken, bazıları sadece bir hükümdar olduğunu ifade eder. Ne bir kitap bırakmıştır, ne de mucizeleriyle meşhur olmuştur. Ama onunla ilgili bilgiler halk hafızasında başka bir yolla yaşamaya devam etmiştir.
Diyarbakır Salnâmeleri’nde Bir Not
1316/1898 tarihli Diyarbakır Salnâmesi, Enûş’un adını net bir şekilde “Nebî Enûş (a.s.)” olarak kaydeder. Üstelik onun Ergani’nin Kızılca Köyü’nde (bugünkü adıyla Otluca) medfun olduğunu da belirtir. Yani Osmanlı’nın taşra kayıtlarında dahi onun peygamber olarak tanındığı sabittir.
Ne var ki bu bilgi başka klasik İslami eserlerde yer almaz. Bu yönüyle Diyarbakır Salnâmesi’nin verdiği bilgi, halk inancıyla tarih arasındaki o ince ama kıymetli bağı temsil eder. Çünkü halk, asırlarca Enûş’un türbesini “Peygamber Türbesi” olarak bellemiş ve öylece sahiplenmiştir.
Bugün hâlâ Ergani ve çevresinde “Enûş” ismine rastlanıyor. Bu, hem isim hem hatıra olarak yaşatıldığının delilidir. Anadolu’nun irfan geleneğinde bazı peygamberler, resmî tarihin dışına düşseler de halkın kalbinde yer bulmayı sürdürürler. Nebî Enûş da işte onlardan biridir.
Türbenin Sessizliği
Enûş Peygamber’in türbesi, Ergani’nin 17 km güneybatısında, Otluca Köyü’nde yer alıyor. Küçük bir yerleşim. Türbe, köy camisinin hemen yanında, aynı avlu içerisinde, kümbet tarzında inşa edilmiş. Sade bir yapı ama içinde taşıdığı anlam büyük. Kümbetin kitabe ve yapı malzemelerinden anlaşıldığı üzere zaman içinde birçok kez tamir görmüş, yenilenmiş.
Türbe iki bölmeden oluşuyor. Doğudaki kapıdan giriliyor. İç kısımda yer alan taşta yazan şu ifade dikkat çekici:
“Yerd b. Mehlail b. Kinan b. Enûş b. Şit b. Âdem”
Bu zincir, bir nesep sıralaması değil sadece; aynı zamanda tarihe kök salmış bir inanç zinciridir. Enûş’un Hz. Âdem’e kadar uzanan soyunu bu taşta görebilmek, ziyaretçiyi tarihin en başına, insanlığın ilk adımlarına götürür.
Türbenin hemen yakınında, Sesverenpınar Köyü’ne bağlı Çayönü antik kazı alanı bulunur. Bu kazı alanı, M.Ö. 7500–6500 yıllarına ait insan yerleşimleriyle meşhurdur. Arkeolojik buluntular, buranın insanoğlunun en erken yerleşim merkezlerinden biri olduğunu göstermektedir. Bu yönüyle, Enûş’un burada metfun olması tarihsel olarak da anlamlıdır. Bu topraklar, sadece duayla değil, insanlıkla yoğrulmuştur.
Anadolu’nun İrfan Haritası
Peki neden bu türbeler önemli? Çünkü Anadolu halkı, tarihî şahsiyetleri mekânla anmayı bir irfan geleneği haline getirmiştir. Zamanla kimlikleri netleşmese de, bu türbeler insanın kalbinde bir dua makamı, bir tefekkür noktası, bir teslimiyet yeri olur. Enûş’un türbesi de böyle bir yerdir. Belki ilimle değil ama gönülle bilinir.
Yılda ortalama üç bin kişi burayı ziyaret ediyor. Kimileri adak için, kimileri şifa duası için geliyor. Kimileri ise sadece bir “Fatiha” okumak için… Belki de Enûş’un yıllar önce ettiği dualar hâlâ bu topraklarda yankılanıyor. Kim bilir?
Sessizliğin Dili
Modern zamanların gürültüsünde, her şey belgelerle, kayıtlarla, verilerle değerlendiriliyor. Ama halkın hafızası başka çalışır. Anadolu insanı, bazı isimleri ne kitapta gördüğü için hatırlar ne de ansiklopediden öğrenmiştir. O isimleri bir ihtiyaca, bir yakarışa, bir hissedişe bağlar. İşte Enûş (a.s.), tam da böyle bir isimdir.
Bugün devasa camiler, gösterişli türbeler, anıtsal yapılar inşa ediliyor. Fakat onların çoğu, halkın kalbine dokunmuyor. Oysa Ergani dağlarının yamacında, adı bile zor telaffuz edilen bir köyde, sessiz bir peygamber anılmaya devam ediyor. Ne büyük bir lütuftur bu…
Son Söz Yerine
Unutulmuş peygamberler vardır bu topraklarda. Tarihin dışına düşmüş, kitapların satırlarında değil ama halkın duasında yaşayanlar… Nebî Enûş da onlardan biri.
Unutmak kolaydır. Ama hatırlamak bir emanet taşımaktır. Ergani’deki o küçük türbe, bize sadece bir insanı değil, bir tarihi, bir inancı, bir vefayı hatırlatıyor.
Yolunuz düşerse, Otluca Köyü’nde bir Fatiha okuyun Enûş Peygamber’e. Belki sizin dualarınızla onun adı bir kez daha yeryüzüne yankılanır.



