Tasavvuf yolunun en mühim menzillerinden biri hiç şüphesiz “fenâfillâh” yani Allah’ta yokluk mertebesidir. Bu makâma ulaşmak, aklın ötesinde bir aşk ve teslimiyet yolculuğunu gerektirir. İşte Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin aşağıdaki şiiri, bu yolculuğun hem şiir hem hikmet dolu bir özetidir.
Cân u dilden fânî kıldın âkıbet
İkisin vîrâne kıldın âkıbet
Seyr ü sülûk yoluna giren bir sâlik, hem ruhunu (canını), hem de kalbini (dilini) fânî kılmadıkça vuslata eremez. İbrahim Hakkı Hazretleri burada, mürşidinin kendisini her iki cihetten de Allah’ta fânî kıldığını ifade ederek bu yolda ulaştığı mertebeye işaret ediyor.
Ol cünûn zencîrini tahrîk edüp
Sen beni dîvâne kıldın âkıbet
Tasavvuf yolunun iksiri aşktır. Akılla ölçülmez, mantıkla izah edilmez. “Delilik zinciri” mecâzı, aşkın sâliki nasıl kuşattığını tasvir eder. Bu aşk, kişiyi divâne kılar, ama o divânelik bir kudsiyet taşır.
Aşk-ı bîpervâya mahrem eyledin
Akıldan bîgâne kıldın âkıbet
Hak yolunda yürüyen, sonunda akıldan soyunur, aşk ile yanar. Çünkü akıl bir noktaya kadar götürür; ama aşk, Hakk’a ulaştırır. İbrahim Hakkı Hazretleri burada, aşkın aklı nasıl geride bıraktığını dile getiriyor.
Dâne-i bîçâre idim zîr-i hâk
Dâneyi yüz dâne kıldın âkıbet
Kendisini toprağın altında kalmış, âciz bir tohuma benzetiyor. Mürşidinin terbiyesiyle bu tohum filizlenmiş, yüz dâne olmuş, yani çokça meyve vermiştir.
Dâne iken bâğ u bostân eyledin
Hâki hem kâşâne kıldın âkıbet
Bir dâne iken, bağ ve bahçeye dönüşmek; toprak iken saray olmak… Tasavvufun insanda gerçekleştirdiği dönüşümün en güzel temsillerinden biridir bu. Mürşid-i kâmil, bu dönüşümün mimarıdır.
Cümleden kat’ eyledin çün gönlümü
Vâsıl-ı cânâne kıldın âkıbet
Dünya ile kalb arasındaki bağı kesmeyen Hakk’a ulaşamaz. Bu bağı kesmek, seyrin şerhidir. Kalbin artık sadece Allah’a ait olmasıdır.
Hamr-i vahdetden içirdin tab’ıma
Rûhumu peymâne kıldın âkıbet
Sâki-i gülzâr-ı cânsın dembedem
Gönlümü meyhâne kıldın âkıbet
Vahdet şarabı içirilmiş, ruh ise o şarabın kadehi olmuştur. Mürşid, sâkîdir; yani o ilâhî aşk şarabını sunandır. Kalp meyhâne olur, yani aşk sarhoşluğunun merkezi… Ama bu sarhoşluk hakikî bir neş’e ve uyanış hâlidir.
Ey Fakîrullah bu Hakkı bendeni
Âşık-ı ferzâne kıldın âkıbet
Ve sonunda büyük mürşidine hitaben der ki: “Ey Fakîrullah! Bu İbrahim Hakkı bendeni, sen âşıkların en arifinden (ferzâne) kıldın.”
İbrahim Hakkı Hazretleri, burada bir mânâda “Benim bu hâlim varsa, senin terbiyenle olmuştur” demektedir. Bu, tasavvufun en temel ahlâkı olan “edep” ile şekillenmiş bir vefâdır.
İbrahim Hakkı Hazretleri’nin bu manzûmesi, hem tasavvufî eğitim sürecinin safhalarını hem de bir mürşide duyulan derin minnettarlığı ifade eden örnek bir metindir. Her bir beyt, seyr ü sülûkün bir durağını işaret eder. Ve nihâyetinde Hak âşığı bir sâlik, bu yolculuğun sonunda “vâsıl” olur: Hem kendine hem Rabbine…
