Avrupa’nın ‘Avrupa Malı’ Tanımındaki Değişiklikler Türkiye’yi Zor Duruma Sokuyor
Son yıllarda Avrupalı otomotiv üreticileri, Türkiye’ye yaptıkları milyarlarca dolarlık yatırımlarla üretim süreçlerini sürdürürken, Avrupa Birliği’nin (AB) yeni sanayi politikası Türkiye’de üretilen araçları “Avrupa Malı” tanımının dışına itiyor. Bu durumun yalnızca otomotiv sektörü ile sınırlı kalmayabileceği ve Türkiye’nin Gümrük Birliği çerçevesindeki hakları ile yükümlülüklerini yeniden değerlendirmesi gerektiği belirtiliyor.
Avrupalı otomobil üreticileri, Çin pazarında da etkinlik kazanmak amacıyla farklı iş birlikleri geliştirmiş durumda. Volkswagen, Çin’de ilk adımı SAIC grubu ile ortaklık kurarak atarken, Peugeot-Citroën de bu pazara giriş yapmıştı. Zaman içinde BMW ve Mercedes-Benz gibi lüks markalar da Çin’de üretim tesisleri kurarak bu pazardaki varlıklarını pekiştirdi. O dönemde, Çin’in yürürlükte olan yasaları nedeniyle Avrupalı üreticilerin tek başlarına fabrikalar açmaları mümkün olmadı ve bu da ortaklık gerektiren bir durum yarattı.
Ancak Türk otomotiv sanayisinin bu tür bir tuzağa düşmekten kaçınmak için yeni stratejiler geliştirmesi gerektiği düşünülmektedir. Türkiye, 40 yıldır süregelen otomotiv ilişkilerinin yanı sıra, Avrupalı firmaların düşük maliyetlerden yararlandığını ve özellikle elektrikli araç teknolojileri gibi yenilikçi alanlarda Çin ile olan rekabetin arttığını da göz önünde bulundurmalı.
Bugün, Türkiye’nin otomotiv sektöründeki durumu iç açıcı gözükmüyor. Avrupalı markaların ABD, Kanada, Meksika gibi ülkelerdeki yatırımları artarken, Türkiye’de ise 22 milyar dolardan fazla yatırım ve yıllık 40 milyar dolardan fazla ihracat kapasitesine sahip olmasına rağmen, yeni korumacılık politikaları etkisini gösteriyor. Çin firmaları AB pazarına giriş yapmaya çalışırken, AB, kendi otomotiv firmalarının milyarlarca dolarlık yatırımlar yaptığı Türkiye’ye karşı kapılarını kapatıyor.
Taşıt Araçları Yan Sanayicileri Derneği (TAYSAD) ve Avrupa Otomotiv Tedarikçileri Birliği (CLEPA) gibi sektör kuruluşları, çözüm olarak EFTA ülkeleri ve İngiltere’nin Birlik tanımına dahil edilmesini öneriyor. Ancak bu öneri, Türkiye ve Fas’taki yatırımları koruma konusundaki eksikliklerden dolayı tartışmalı bir durum yaratıyor.
Fransa ve Almanya’nın anlaşmasına göre, “Avrupa Malı” tanımının kapsamı yalnızca 27 AB ülkesi ve İngiltere ile sınırlı tutuldu; bu durum Türkiye’nin ürettiği otomotiv ürünlerinin kamu ihaleleri ve teşviklerden yararlanamayacağı anlamına geliyor. Türkiye’nin 30 yıllık Gümrük Birliği tarihinde sağladığı koruma alanının kalmadığı ve sanayi mallarındaki serbest dolaşımın zayıfladığı da vurgulanan diğer konular arasında yer alıyor.
Türkiye’nin üstlendiği yükümlülükler ve karşılığında elde ettiği haklar, Avrupa’nın benmerkezci politikaları karşısında sorgulanır hale geldi. Bu durum sadece otomotiv sektörü ile sınırlı kalmayıp, çimento, demir-çelik ve kimyasallar gibi diğer sektörlere de benzer menşe sorunlarının yaşanabileceği kaygısını doğuruyor.
Avrupa’nın, Türkiye’yi güvenilir bir partner olarak görmemesi ve bu sebeple ortaya çıkan yeni belirsizliklerin, hem Türkiye hem de AB için ciddi sonuçları olabileceği düşünülmekte. Türkiye’nin kamu alımlarında AB’nin etkisinin azaltılması gerektiği ve alternatif stratejilerin geliştirilmesi, bu şartlar altında kaçınılmaz bir zorunluluk olarak belirmektedir.
