Her şehrin gönlüne ışık olmuş bir ulu kişi vardır. Siirt’in maneviyatla yoğrulmuş beldesi Tilloda ise ulu kişi çoktur bunlardan biride Gavs-ül-Memduh hz leridir.
Asıl adı Mahmûd, babası Abdürrahmân. 1760 yılında Tillo’da doğmuş. Ama o, sadece bir alim değil; aynı zamanda gönülleri fetheden, dualarla yolları açan bir gönül sultanıydı. İnsanlar onu “Gavs-ül-Memduh” ismiyle andı; zira sıkıntıya düşen ona seslenir, duasını beklerdi.
Hocasının Müjdesi
Küçücük yaşta İbrâhim Hakkı Hazretleri’nin himayesine girdi. Zekâsı ve ahlakıyla dikkat çeken bu çocuk, hocasının gözbebeği oldu. Günlerden bir gün İbrâhim Hakkı Hazretleri, üç talebesiyle birlikte Re’sil-Kuvâ denilen tepeye çıktı. Bu üç talebenin de adı Mahmûd’du. Dönüp şöyle dedi:
“Sizden biri, bu tepeyi ihyâ edecek. Adı Memdûh olacak. İnsanlar ondan feyz alacak.”
Yıllar sonra o söz gerçekleşti. İki Mahmûd başka diyarlara gitti, kalan Gavs-ül-Memduh oldu. Hocasının vefatından sonra oraya büyük bir dergâh kurdu. Sadece Siirt değil, dört bir yandan insanlar akın etti. Kim derdi ki o küçük çocuk bir gün Tillo’nun gönül mimarı olacak?
Menkıbeleriyle Gönüllerde Yaşayan Bir Evliya
Gavs-ül-Memduh Hazretleri hakkında anlatılan öyle menkıbeler var ki, dinleyenin yüreğini titreten cinsten. İşte bunlardan bazıları:
Denizde Boğulan Adam
Sivaslı bir adam günlerce yol alıp Tillo’ya gelir. Elinde bir hediye sepetiyle dergâhın kapısına dayanır. Gözyaşları içinde şöyle der:
“Efendim, denizde boğuluyordum. Her yer karanlık, tutunacak bir şey yok. O an kalbimden sizin isminiz geçti. ‘İmdâd ya Gavs-ül-Memduh!’ dedim. Birden önümde bir tahta belirdi, ona tutunarak kıyıya çıktım. Orada bir zat bana ekmek ve peynir verdi. Bu da o nimetin hatırasıdır. Teşekkür etmeye geldim.”
Hazret tebessüm eder, “İkram da bizdendi” der ve gelen hediyeyi kabul etmez. Çünkü onun gayesi insan kurtarmaktır, karşılık değil.
Savaş Meydanında Bir Gavs
Bir Osmanlı paşası, Fransızlarla savaşa giderken şöyle dua eder:
“Ya Rabbi! Gavs-ül-Memduh hürmetine bize yardım et.”
Savaş çok çetin geçer. Ordular geri çekilirken, nur yüzlü, yeşil sarıklı bir atlı belirir. Tek başına düşmana saldırır. Onu gören askerlerin cesareti artar, savaş kazanılır. Paşa, yıllar sonra Hac dönüşü Tillo’ya uğrar. Dergâha girince dizlerinin bağı çözülür:
“O zat… O atlı sizdiniz değil mi?”
Hazret gülümseyerek cevap verir:
“Zor zamanda seslendin ya, yetişmek bize düşerdi.”
Viraneden Parlayan Nur
Bir gün Tillo’da harabe bir yapıya yerleşen Gavs-ül-Memduh’un çevresine biri gelir, der ki:
“Bu viranede nasıl barınıyorsun efendim?”
Hazret cevap verir:
“Manevî nazar varsa, virane saray olur. Nazarsız saray da virane olur.”
İşte bu sözdür onun hâlini özetleyen. Gönlü nurla dolu birinin bulunduğu yerin şekli, görüntüsü değil; feyzi kıymetlidir.
Günümüze Bıraktığı Miras
Gavs-ül-Memduh Hazretleri 1832 yılında vefat etti. Ardında sadece bir türbe değil, dualarla dolu bir hatıra bıraktı. Dergâhı hâlâ ayakta, hâlâ ziyaret ediliyor. Bazı günler binlerce kişi gelir, o yüksek tepenin rüzgârında iç huzuru arar.
Onun torunları ve sevenleri hâlâ hizmete devam ediyor. Gavs-ül-Memduh, hâlâ imdâdına koşulan bir isim. Onu hatırlayanlar sadece tarih meraklıları değil; kalbi sıkışan, yolu daralan, duasına bir “yetiş ya Gavs” demek isteyen binlerce insan…
Ey okuyucu!
Bir gün yolun düşerse Tillo’ya, çık o tepeye. Türbesinin başında bir “Fatiha” oku. Gönlün dertliyse, içinden bir sesle seslen:
“İmdâd yâ Gavs-ül-Memduh…”
Belki bir tahta belirmez önünde. Belki atlı bir zat gelmez yardımına. Ama kalbine bir huzur iner, derdin hafifler. Zaten evliya dediğin, önce kalbe dokunur.



