USD48,46
%0.06
EURO56,33
%-0.02
EURO/USD1,16
%-0.08
BIST14.112,89
%-0.27
Petrol98,73
%1.78
GR. ALTIN6.860,79
%0.01
BTC4.206.921,00
%-0.34

Tasavvufta “letâif”

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Her insanın içinde, kimsenin göremediği, kulakla işitilmeyen ama varlığını kalbin derinliklerinde hissettiren kapılar vardır. Tasavvufta bu kapılara “letâif” derler.
Letâifler, “son derece ince bir mâna ifade eden, kelimelerle açıkça anlatılamayan, işaret yoluyla ehline söylenilebilen, tadılarak ve yaşanarak öğrenilen bilgiler” anlamında kullanılmıştır. Tasavvuf, insanı sadece “akıl ve kalp”ten ibaret değil, çok katmanlı bir varlık olarak değerlendirir. Bu katmanlardan en önemlilerinden biri, “letâif” adı verilen mânevî merkezlerdir. Her bir latîfe, hem ahlâkî bir hâl, hem de zikir ve murakabe ile çalıştırılabilen bir ruhî organdır. İnsandaki ruhanî letâifler; insanı insan yapan, onun “eşref-i mahlûkāt” olmasını sağlayan ve onun hakikatini oluşturan ilâhî bir cevherdir.

Letâifler, ruhun ışığını dünyaya taşıyan pencerelerdir. Ne var ki, çoğu insan bu kapıları kilitli hâlde yaşar. Çünkü nefis, ruhu dünya meşgaleleriyle meşgul etmiş; letâifler tozlanmış, işlevini unutur hâle gelmiştir. Ruh, aslında emir âleminden, yani Rabbimizin “Ol” emriyle varlığa bürünen yüce âlemden gelir. Fakat bedene misafir olunca, nefis onun etrafına kalın perdeler çeker.

Letâifin yeniden ışıldaması için önce bir temizlik gerekir. Sadece bedenin değil, kalbin de abdest alması… Bu temizlik, tövbe ile başlar. Ama öyle kuru, dilde kalan bir tövbe değil; gözyaşıyla, pişmanlıkla, aynı hataya dönmeme azmiyle yapılan tövbe… Çünkü kirlenmiş letâif, kendi kendine açılmaz. Bu noktada mürşid-i kâmil devreye girer. Onun irşadı, sanki pas tutmuş kilide anahtar gibidir.

Letâif zikri, işte bu kapıları bir bir açan mânevî bir anahtardır. Dil “Allah” dedikçe, kalp titrer; gönül âdeta bir kuyu gibi derinleşir ve içten içe bir nur kaynamaya başlar. Bu nur, kalbi huzurla doldurur, nefsin zincirlerini gevşetir. Hz. Mevlânâ, bu hâli “Kalbinin derinliğinde bir gül bahçesi açılır, ama onu sadece sen koklarsın” diye anlatır. Fakat bu yol, aceleciye göre değildir.

Batıl dinlerin mistik yapılarındaki bir takım öğretilerin tasavvufdaki letaif konusu ile benzerlikleri Tasavvufun kaynağını yabancı kültürlerde arama kaygısına düşürmüştür. Bir takım müsteşrikler tasavvufu Yunan mistisizmi, Hind, İran, Mısır, Hristiyan ve Yahûdî mistisizminden etkilendiği düşüncesini öne sürmüşlerdir. bu benzerliklerin insan fıtratından kaynaklanan özellikler olduğunu; her nerede bulunursa bulunsun ve hangi çağda yaşarsa yaşasın insanın bu tür ihtiyaç ve temayüllerinin bulunduğunu görmezden gelmişlerdir. Nasıl din olgusu tarihiboyunca insan için bir gerçekse, din için tasavvuf ve ruhî hayat da öyledir. İslâm’da bulunan ibâdet ve muamelâta âid bir takım ahkâm ve kuralların Hristiyanlık ve Yahudilikteki âdâb ve ahkâma benzemesi, nasıl bunların oradan alındığı anlamına gelmezse, tasavvufi hayat ve tasavvufi düşüncelerdeki benzerliklerin de böyle bir takım dış kültürlerle benzerlikleri o düşencelerden etkilenmiş anlamını taşımaz. Rengi, dili, kavmiyeti ne olursa olsun, insanların belli ruhî anlayışları hiç yabancılık çekmeden algılaması meselâ bir Japon’un İslâm tasavvufuna dair yazılmış bir eserden zevk alması, bu ortak özellikten kaynaklanmaktadır.

Bu vesile ile yineliyorum; “Tasavvuf” günümüzde bazı aklı evvellerin dediği gibi sadece hümanizm yani İnsan Sevgisi değildir. İslamda olmayan hiç bir şey Tasavvuftada olamaz. Ölçü Allah cc Kitabı ve Hz Muhammed sav’in sünnetidir. Tasavvufun özünde letâifler; bunların anladığı dilde “çakralar” veya “meditasyon” değildir, Letaifler hepsinin ötesinde, ruhun asıl vatanına dönüş hazırlığıdır.

Bir ilmin İslâmî olup olmadığını anlamak için önce adına, sonra muhtevasına, sonra da o ilim mensuplarının kendilerini şeriat karşısında hangi noktada gördüklerine bakmak gerekir

Son olarak;

Letaifler konusuna değinmemizdeki maksadımız, Günümüz insanı, geldiğimiz noktada teknolojinin gürültüsü içinde kendi iç sesini duyamaz hâle geldi. Oysa letâif zikri, içteki sessizliği ve berraklığı hatırlatır. Belki de hepimizin ihtiyacı, biraz susup iç dünyamıza yönelip kendimizi dinlemektir… Kim bilir, belki orada Rabbimizin bize özel fısıltıları, çağrıları vardır. O kapıları açmaya niyet edenin yolu açık, kalbi berrak, ruhu huzurlu olur.

Nitekim Yunus Emre, bu sırrı asırlar önce şu mısralarla dile getirmiştir:

Süregeldim zikrini,
Açıldı gönül bağı,
Her ne arar isen sen,
Kendinde ara.

Tasavvufta “letâif”
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Sondaki Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Sondaki Haber ile Sohbet Et

Sondaki Haber ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.