Fed’in Kararları Küresel Piyasalarda Rüzgar Estirecek
Türkiye açısından kritik olan, Fed’in bu toplantıda uygulayacağı faiz artışı tutarının ötesinde, sonrasında izleyeceği yol haritasıdır. Fed’in yeniden sıkılaşma sinyali vermesi, yüksek petrol fiyatlarıyla birleştiğinde doların değer kazanmasına, Türk Lirası üzerindeki baskının artmasına ve Türkiye’de faiz indirimi sürecinin durmasına sebep olabilir.
Fed’in toplantısı yalnızca Amerika Birleşik Devletleri için değil, dünya genelindeki piyasalar için de büyük bir önem taşıyor. Tartışmaların odağında üç seçenek var: faiz oranını değiştirmemek, 25 baz puanlık bir artış yapma ya da daha sert bir yaklaşım ile 50 baz puanlık bir artışa gitmek. Piyasaların mevcut fiyatlaması, 25 baz puanlık artışı öne çıkarıyor. Ancak faizi sabit tutma ihtimali tamamen göz ardı edilmemeli, 50 baz puanlık artış ise düşük olasılıklı olmasına rağmen gerçekleştiğinde önemli yankılar uyandıracak bir senaryo.
Eğer Fed, faiz oranını sabit tutma kararı alırsa, bunu izleyen ilk etki piyasalara rahatlatıcı bir şekilde yansıyabilir. ABD tahvil faizlerinin bir miktar gerilemesi, doların değer kaybetmesi ve özellikle teknoloji hisselerinde toparlanma görülebilir. Gelişmekte olan ülkeler için de bu durum olumlu sonuçlar doğurabilir. Ancak burada kritik olan, Fed’in bu kararı neden aldığıdır. Eğer “enflasyon konusunda hâlâ endişeliyiz, gerekiyorsa bir sonraki toplantıda artırırız” mesajı verilirse, piyasalardaki rahatlama etkisi kısa sürebilir.
Fed’in faiz oranını değiştirmemesi Türkiye için en olumlu senaryo. Doların küresel ölçekte güçlenmemesi, gelişmekte olan ülkelere olan sermaye akışının bozulmaması ve ABD tahvil faizlerinin sakin kalması, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) elini rahatlatır. Ancak bu, “Fed artırmadı, TCMB artık faiz indirimine gidebilir” anlamına gelmez; Türkiye’nin kendi enflasyon, kur ve beklenti sorunları devam ediyor. Bu senaryo yalnızca dış baskılardan birini azaltır.
İkinci ve en muhtemel senaryo ise 25 baz puanlık faiz artışı. Bu karar, piyasalarda büyük ölçüde fiyatlandığı için ilk aşamada büyük bir dalgalanma yaratmayacak. Ancak Fed’in vereceği mesaj burada kritik öneme sahiptir. “Şimdilik yeter” açıklaması yapılırsa, piyasalar bunu kolaylıkla sindirebilir. Fakat “devamı gelecek” ifadesi verilirse, 25 baz puanın piyasa üzerindeki etkisi çok daha büyük olur.
Türkiye açısından 25 baz puanlık artış, bir anlamda dikkat ve bekleyiş süreci anlamına gelir. Fed’in artışı, Türkiye ile ABD arasındaki nominal faiz farkını 25 baz puan azaltmış olsa bile, bunun tek başına önemi sınırlıdır. Önemli olan, yatırımcıların ABD’de daha yüksek risksiz getiri talep etmesidir. Bu durum, Türkiye gibi ülkeler için daha yüksek risk primi talep edilmesine yol açar ve doların güçlenmesi TL üzerinde baskı oluşturabilir.
Üçüncü senaryo ise Fed’in 50 baz puan artırmasıdır. Bu durum, düşük bir ihtimal olmakla birlikte piyasanın en büyük korkusu olabilir. Zira 50 baz puan artışı, “Fed enflasyon konusunda daha fazla endişeli” mesajını iletebilir. Bu noktada mesele faiz değişikliklerinden daha ileri bir düzeye taşınır ve küresel risk algısı değişir. ABD tahvil faizlerinin sert yükselmesi, doların değer kazanması ve borsalarda derinleşen bir satış dalgası gelişebilirken, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışı hızlanabilir.
Türkiye için bu senaryo, belirgin bir zorluğun habercisi olur. TL üzerinde baskı artabilir, CDS ve Eurobond faizleri yükselebilir ve yabancı yatırımcı daha yüksek getiri taleplerine yönelir. Bu durumda TCMB’nin faiz indirimini gerçekleştirmesi büyük ölçüde gündemden çıkabilir. Likidite koşulları önce sıkılaştırılır, gerekirse makro ihtiyati araçlar kullanılabilir. Eğer kur hareketleri enflasyon beklentilerini olumsuz yönde etkileyecek kadar sertleşirse, yeniden faiz artışı tartışmaları bile gündeme gelebilir.
Sonuç olarak, Fed toplantısı öncesinde üç senaryo oldukça basit bir şekilde özetlenebilir: Fed faizi değiştirmediğinde küresel piyasalarda geçici bir rahatlama olur ve TCMB’nin hareket alanı genişler. 25 baz puan artış gerçekleştiğinde dünya bunu büyük ölçüde sindirebilir, fakat Türkiye’de faiz indirim takvimi daha da gecikebilir. 50 baz puan artış olduğunda ise mesele tamamen değişir; o noktada Türkiye, faiz indirimini değil, kur istikrarını ve enflasyon beklentilerini nasıl koruyacağını ele alır.
Sonuç olarak ben, Fed toplantısına yalnızca kaç baz puan artış yapılacağı gözüyle bakmıyorum. Asıl kritik soru, Fed’in yeniden bir faiz artırma döngüsüne başlayıp başlamayacağıdır. Çünkü tek seferlik 25 baz puan başka, ardı ardına gelecek yeni artışlar bambaşka sonuçlar doğurabilir.



