Friend-Shoring Dönemi: Ticarette Yeni Paradigma
Günümüzde CEO ve lojistik direktörlerinin karar alma süreçlerinde, “en düşük maliyet” yerine “jeopolitik güven” ön plana çıkıyor. Tedarik zincirlerinde artık yalnızca “zamanında üretim” (Just-in-Time) değil, “her ihtimale karşı güvenlik” (Just-in-Case) anlayışı da hakim. Bu durum, ticaret yaparken ülkelerin “değerler birliği” ile değerlendirilmesini zorunlu kılıyor. Janet Yellen’ın gündeme taşıdığı “Friend-shoring” kavramı, ticaretin yalnızca bir alışveriş değil, aynı zamanda bir sadakat testi haline geldiğini gösteriyor.
Verimlilikten Güvenliğe Geçiş
Uzun yıllar boyunca üretim, en ucuz iş gücüne sahip coğrafyalara yönlendirildi; demokrasi ve insan hakları gibi kriterler göz ardı edildi. Ancak COVID-19, Rusya-Ukrayna savaşı ve Tayvan gerilimleri, siyasi risklerin yüksek maliyet oluşturduğunu ortaya koydu. Apple’ın Hindistan’a, otomotiv şirketlerinin Meksika’ya ve çip üreticilerinin Doğu Avrupa’ya yönelmesi, bu yeni yaklaşımın bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Serbest ticaret anlayışının yerini, kendi “dost” ülkelerle ticaret yapma ihtiyacı aldı.
Bloklaşan Ekonomi ve Uzun Vadeli Etkileri
Bu yeni “mahalleleşme” biçimi, bize daha güvenli bir çevre mi sunuyor yoksa ekonomik fakirleşmeye mi yol açacak? Friend-shoring, kısa vadede tedarik güvenliği sağlasa da, uzun vadede enflasyonist baskılar yaratabilir. Çünkü dostlarla ticaret yapmanın her zaman en ekonomik seçenek olduğu söylenemez. Dünya ekonomisinin keskin hatlarla bloklara ayrılması, inovasyon ve sermaye akışını olumsuz yönde etkiliyor; bu durumu “ekonomik balkanlaşma” olarak adlandırıyorum.
Sonuç Olarak
Ticaretin yönü artık gümrük vergilerinden ziyade, ortak değerler ve stratejik ittifaklarla belirleniyor. Türkiye gibi köprü konumundaki ülkeler için bu dönüşüm, önemli fırsatlar sunarken aynı zamanda hassas dengeler gerektiriyor. Serbest ticaretin bir zamanlar saf hali, nostaljik bir anı olarak kalmış durumda. Bugün, malın menşei ve bağlı bulunduğu ülkenin dostluğu, ticaretin yeni dinamiklerini belirliyor. Ticaretin geleceği, Brüksel veya Washington’tan değil, strateji odalarından şekilleniyor.
GAMZE KIVANÇ



