Doğu Anadolu’nun manevî kandillerinden biri, Elazığ’ın kadîm beldesi Harput’ta, halk arasında Üryân Baba yahut Tesbîh Baba diye anılan Muhammed ibn Ömer Hazretleri’dir. Bu nurlu zâtın kabri, Harput Mahallesi sınırlarında, Dağkapı’ya varmadan yolun sağ tarafında kalan eski mezarlık alanı içerisindedir. Kabri zamanla türbe hâline getirilmiş; hemen yanına bir mescid ve küçük bir mektep inşa edilmiştir. Burası halk tarafından ziyaretgâh kabul edilen, Harput’un manevî haritasında mühim bir noktadır.
Tesbîhli Bir Veli: Üryân Baba Kimdir?
Kimi kaynaklarda Erzincanlı bir veli olduğu ve muhtemelen Haçlı Seferleri sırasında şehit düştüğü rivayet edilen Üryân Baba, Anadolu’nun İslamlaşması sürecinde ön saflarda yer almış bir gazî derviş olarak anlatılır. Bazı menkıbelere göre, Selçuklular devrinde Harput civarında Bizans kuvvetleriyle yapılan savaşlarda şehit düşmüş, mezarı bir mağara içinde kalmış, zamanla burası türbe hâline getirilmiştir.
Adının “Üryân” (çıplak) olması ise, büyük ihtimalle kabri açıldığında hüviyetini belirtecek bir işaretin bulunmamasına izafeten halkın ona bu ismi vermesinden ileri gelir. Ancak başka bir yoruma göre bu ad, onun zühd ve takvâ hâlini, dünya nimetlerine karşı çıplak kalmışlığını da ifade ediyor olabilir. “Tesbîh Baba” lakabı ise dilinden Allah zikrini düşürmeyen, sürekli tesbîhle meşgul bir velî oluşuna işaret eder.
Hacı Ali’nin Rüyası ve Bir Keşif
Üryân Baba türbesinin keşfi ise başlı başına bir menkıbedir. Rivayet olunur ki Harput’un Alaca Mescid Mahallesi’nde ikamet eden Hacı Ali isimli bir zat, bir gece Üç Lüleli Çeşme’nin önünde dururken bir devenin ve devecinin kendisine doğru yaklaştığını görür. Deveci, Hacı Ali’yi devesine bindirip, onu Harput’taki mezarlığa götürür ve sonra gözden kaybolur. Bu rüya, üç gece üst üste aynen tekrar eder. Hacı Ali, nihayetinde bu garip rüyayı sır gibi saklamaktan vazgeçer ve bir Arefe günü, oğlu Süleyman’ı da yanına alarak, rüyada işaret edilen yere gider.
Oradaki eski mezarları düzelttikten sonra rüyasında görülen noktayı kazmaya başlarlar. Bir buçuk metre derinlikte bir delik açılır ve içinden bir lahit ortaya çıkar. Lahit açıldığında, içinde bozulmamış bir ceset ve yanında çok eski çağlara ait bir deste ok bulunur. Okların ahşap kısımları çürümüş olsa da demir uçları ilk günkü gibi sağlamdır. Bu olağanüstü manzara karşısında şaşkına dönen Hacı Ali, derhâl şehrin müftüsüne ve büyüklerine haber verir.
Yapılan tahkikat neticesinde bu zâtın hem bir mücâhit hem de bir evliyâ olduğu anlaşılır. Bunun üzerine mezar, türbeye çevrilir, yanına bir mescid ve sıbyân mektebi inşa edilir. Hacı Ali ve ailesi, türbenin ilk türbedarları olur.
Mescid ve Türbe Mimarisi
Bugün görülebilen türbe, iki bölümden oluşur. Giriş kısmı kuzeyde olup, küçük kare planlı bir mekândır. Buradan, basık kemerli bir kapı ile esas türbeye geçilir. Türbenin kendisi büyük oranda doğal kayalık içerisine oyulmuş yapıdadır. İçinde örtülü bir sanduka bulunmaktadır. Doğu yönünde açılan bir kapı ile girilen mescid, yapıya bitişik inşa edilmiştir. Mescidin batı cephesindeki yuvarlak kemerli pencere sonradan kapatılmış, kuzey cephesindeki pencere açıklığı ise hâlen mevcuttur.
Sunguroğlu’nun ifadelerine göre bu mescid, vaktiyle tekke olarak da işlev görmüştür. Bu yönüyle Harput’un tekkeler geleneği içinde önemli bir yere sahiptir.
Ziyaretgâh Olarak Üryân Baba
Yüzyıllardır Harput halkının gönlünde taht kurmuş olan Üryân Baba, sükûtun, tefekkürün, tesbîhin ve fütuhatın sembol isimlerinden biridir. Kabri, sadece geçmişi değil, günümüzde de yaşayan bir maneviyatın merkezi, dua ve murâkabe mekânıdır. Elazığ’a yolu düşenler, Harput’un kadîm sokaklarında dolaşırken, Üryân Baba’nın türbesine uğrayıp tesbîhli bir fütûhatın esintisine kulak verebilirler.



