Not Enflasyonu: Eğitimde Ciddiyetin Kaybı
John Houseman, İngiliz- Amerikan tiyatro ve sinema dünyasında iz bırakan önemli bir figür olarak bilinir. Orson Wells ile birlikte “Citizen Kane” filminin yapımında görev almasının yanı sıra Juilliard School’un tiyatro bölümünün kurucu direktörü olarak da tanınmıştır. “Paper Chase” filminde canlandırdığı zorlayıcı Profesör Charles W. Kingsfield karakteri ile 1972’de En İyi Yardımcı Aktör dalında Oscar kazanan Houseman, ayrıca Smith Barney isimli bir aracılık kuruluşunun reklamında da rol almış, bu reklamda geçen “Smith Barney’de parayı eski usulle kazanırlar. Hakkıyla kazanırlar” ifadesiyle hafızalara kazınmıştır. Bu ifade, derslerinde öğrencilerine notun önemini anlatırken kullandığı bir motto haline gelmiştir.
Bir üniversitedeki dersinde, “No beleş” sloganına atıfta bulunarak öğrencilerine hak ettikleri notları vermeye inandığını vurgulayan Houseman, bu anlayışın eğitimdeki ciddiyet açısından ne kadar önemli olduğunu dile getiriyor. Ancak, son yıllarda eğitim sisteminde gözlemlenen not enflasyonu, bu anlayışı tehdit eden bir olgu haline gelmiş durumda.
Özellikle, Amerikan üniversiteleri üzerinde yapılan araştırmalara göre, Ivy League kurumları gibi prestijli okullarda not ortalamaları yükselmiş, öğrencilerin %75’inin notu “A” olarak belirlenmiş. Bu durum, notların niteliğinin sorgulanmasına neden olmuş ve “not enflasyonu” olarak adlandırılan bir sorun ortaya çıkmıştır. Öğrencilerin başarılarında bir değişim olmadan notlarının artması, eğitimin kalitesini tehlikeye atmaktadır.
Eğitimde, “öğrenci müşteri” anlayışının benimsenmesi, not verme pratiğini de etkilemiştir. Özel okullarda, yüksek ücret ödeyen öğrencilerin daha yüksek notlar alma beklentisi, eğitimciler üzerinde baskı oluşturmakta; sonuç olarak birçok öğretim elemanı, düşük not vermekten kaçınarak, kolay not yüksekliği sağlamaya yönelmiştir.
Not enflasyonunun sonuçları, yalnızca öğrencilerin motivasyonunu etkilemekle kalmayıp, akademik standartları da düşürmektedir. Öğrenciler arasında başarıda büyük farklar kalmamakta ve bu durum, iş hayatında geçerliliği kalmamış not sistemine yol açmaktadır. Yüksek not alan öğrencilerin yetenekleri sorgulanır hale gelirken, akademik müfredatlar da seyreltilmekte, öğretim elemanları zorlayıcı ödev ve sınavlardan kaçınmaktadır.
Bu sorunun üstesinden gelmek için önce farkındalık oluşturulmalı, ardından disiplin getirilmelidir. Not verme süreçlerinin kuralını belirleyen ve bunları kitle halinde tüm kurumlarda uygulayan bir düzenlemeye ihtiyaç vardır. Harvard Üniversitesi’nin uyguladığı %20 A not sınırı gibi örnekler, bu problemlerin çözümüne yönelik etkili adımlar olabilir. Ayrıca, bir öğrencinin not ortalamasını anlamalarına yardımcı olmak üzere, transkriptlerinde dersin ortalama notunun da gösterilmesi önerilmektedir.
Sonuç olarak, not enflasyonu eğitimde büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Ancak, fiyat enflasyonunu bile yönetmekte zorluk çeken bir toplumda, bu sorunun çözümü kolay olmayacaktır. Eğitim kurumları, öğrencilerin hak ettiği notu almasını sağlamak ve akademik standartları korumak için el birliğiyle çalışmak zorundadır.
