Ekosistem Krizi: Sadece Bir Çevre Sorunu Değil, Ekonominin Temel Taşı
İklim krizi, biyoçeşitlilik kaybı ve doğal kaynakların tahribatı, günümüzde sadece çevresel sorunlar olarak görülmüyor. Artık bu olgular, ekonomik büyümeden istihdama, enflasyondan finansal piyasalara kadar geniş bir yelpazeyi etkileyen ekosistem krizinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Bu bağlamda, çözümlerin kalkınma politikalarıyla birlikte ele alınması önem arz ediyor.
Son günlerde COP31 toplantısına dair haberlerin yoğunluğu dikkat çekiyor. Ancak mesele, bu kadar yüzeysel bir gürültüyle sınırlı kalmamalı. İşte, bu yazı da bu nedenle kaleme alındı.
Başlangıçta, COP toplantılarının tarihini aktarma niyetinde olabilirdim; Rio, Paris, UNFCCC gibi terimler havalı bir anlatımla sunulabilirdi. Ancak bu yazının amacı, meselelerin bu alandan ibaret olmadığını vurgulamaktır.
Kendi sürecimde, iklim değişikliğinin etkileri üzerine düşünmeye başladığımda, paydaşları bu konuyu yenilenebilir enerjiden çok daha fazlası olduğuna ikna etmek için yoğun çaba harcadığımı hatırlıyorum. Ama bugün artık herkesin bu gerçeği kabul ettiğini görüyoruz.
Şimdi ise bu krizin sadece iklimle sınırlı olmadığını, ekosistem krizi olarak adlandırılabilecek daha geniş bir perspektiften yaklaşmamız gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. “Küresel ısınma” terimi 2007 yılına kadar yaygınken, sonrasında “iklim krizi” daha çok dikkat çekmeye başladı. Bugün ise biyoçeşitlilik gibi konular da ön plana çıkıyor. Dertlerimiz büyüdükçe terminolojimiz de evriliyor; artık “iklim krizi” yerine “ekosistem krizi” diyoruz, sürdürülebilirliği sorguluyor ve doğa-pozitif bir yaklaşım benimsiyoruz.
Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) Ekonomik Araştırmalar ekibi, 2020 yılında yayımlamaya başladıkları İklime Dair dergisinin başlığını 2023 yılında Ekosisteme Dair olarak değiştirdi. Bu değişiklik, konunun kapsamını genişletme amaçlı bir adım olarak atıldı. Dergide kullanılan terimler açıklanıyor; kimsenin karmaşık kısaltmaları ya da net sıfır ile karbon nötr arasındaki farkı ezbere bilmesi gerekmiyor. Biz bu bilgileri sağlamak için buradayız.
Konunun popülaritesinin artmasıyla birlikte, bazen bir ezber yarışmasına dönüştüğünü görmek üzücü. Oysa bu yarış, anlama ve harekete geçme üzerine olmalı. Ekosistem kriziyle ilgilenmemizin en önemli nedenleri, insani ve ekonomik boyutlardır. Amazon Ormanları’nı koruma mücadelesiyle tanınan Chico Mendes, bu insanî bağlamdan doğan iklim kriziyle mücadeleyi “bahçecilik” şeklinde tanımlamıştı. Bu tanım, düşündürücü.
Gelişen olayları anlamak için ekosistem krizinin büyüme ve istihdam üzerindeki etkilerini ele alıyoruz. Fiyat istikrarı ve enflasyon kavramlarının bu alanla olan ilişkisini vurguluyoruz, böylece para politikasına da değinebiliriz. Ekosistem krizinin etkilerinin toplumda adaletsiz dağıldığını, kırılgan grupların korunması gerektiğini belirtiyor; bu da toplumsal cinsiyet eşitliği için politikalar geliştirme gerekliliğini ortaya koyuyor. Sağlık politikalarıyla maliye politikalarının kesişim alanlarını tartışmakta fayda var. Yeşil halka arzlar ve finansal piyasalar gibi konular da bu kapsamda inceleniyor; ekosistem krizine bağlı arz yönlü şokların arttığı bir dünyada kalkınma bankalarının mimarisinin güçlendirilmesi için önerilerde bulunuyoruz.
Bu tartışmaları en son Nisan ayında, 20. sayısını yayımladığımız Ekosisteme Dair dergisinde gerçekleştirdik. Neden COP31’den yedi ay önce yayımladık? Çünkü bu konu yalnızca bir etkinlik meselesi değil, aynı zamanda daha geniş bir dönüşüm sürecinin parçası olmalı ve bunu başlatmak için daha fazla paydaşla iletişim kurmalıyız. Ne kadar erken harekete geçersek, yararımız o kadar büyük olur. Kalkınma bankalarının temel görevi de budur.
Sonuç olarak, COP tarihlerini veya LULUCF gibi terimlerin anlamını bilmemek bir eksiklik değil. Asıl önemli olan, yıkıcı sonuçlar doğurabilen ekosistem kriziyle mücadele için hala alanın bulunduğunu ve harekete geçilmesi gerektiğini anlamaktır. Düşük gelir gruplarının, toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmadığında kadınların, yaşlanan nüfusun uygun altyapı ve bakım hizmetleriyle desteklenmediğinde yaşlıların, kapsayıcı şehirleşme olmadığında engellilerin mağdur olacağını bilmeli ve bu konularda bir vicdan ve eylem geliştirmeliyiz. Ekosistem kriziyle mücadele, bu anlamda önce vicdanda başlar, eylemde devam eder ve kalkınmayı kapsar. Burada bir ezber durumu söz konusu değildir.
