Celveti Şeyhi Mustafa Efendi Hazretleri,
Emir Sultan Hazretleri türbesinde ve dergahında hizmet eden büyüklerimizden biri de Celveti Şeyhi Mustafa Efendi Hazretleri’dir. Mübarek zat, hepimizin yakından tanıdığı, gönüllerimizde farklı bir yeri olan ve meşhur duasıyla sıkça andığımız biridir. O duayı şu şekilde hatırlarız: “Sağlığımızda bizi, vefatımızdan sonra kabrimizi ziyaret edenler ve türbemizin önünden geçtiğinde Fatiha okuyanlar bizdendir. Bizi sevenler denizde boğulmasın, ahir ömürlerinde fakirlik çekmesin, imanlarını kurtarmadan göçmesin.”
İstanbul Üsküdar’da metfun bulunan Celveti tarikatının kurucusu büyük veli Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerinin, İzmir Emir Sultan Dergahı’na icazet verip şeyh olarak gönderdiği damadıdır. Celvet kelimesi, Arapça’da ortaya çıkma, açığa çıkma anlamına gelir. Tasavvufta ise Celvet, sâlikin (tasavvuf yolcusu) benliğinden arınmış ve ilahî niteliklerle bezenmiş olarak halvettin (uzletin) ardından insanlara karışması anlamında kullanılır. Halk ile ilişki kurmak isteyen bir sûfi, Hak ile sağlam bir halvete sahip olmalıdır. Böylece sûfi, görünürde halk ile, gerçekte ise Hak ile beraber olur. Celvet ve halvet kelimeleri, başlangıçta bir makam ve meşreb ifade ederken, daha sonraları iki ayrı tarikatın ismi olmuştur: Celvetiyye ve Halvetiyye.
Celvetiyye tarikatının ilk kurucusu olarak farklı isimler öne sürülür. Ruhul Beyan Tefsiri yazarı Bursalı İsmail Hakkı Hazretleri, “Celvetiyye tarikatı İbrahim Zahid Gilanî Hazretleri devrinde hilal, Üftade Hazretleri zamanında yarım ay, Mahmud Hüdayi Hazretleri devrinde ise dolunay durumundadır.” buyurmuşlardır.
Celvetilik ile ilgili anlatılan meşhur bir menkıbeyi de paylaşmak isterim: Sultan I. Mahmud devrinde, Ruslarla yapılan bir savaşta, Celveti dervişlerinden Molla Mehmed esir düşer. Diğer Osmanlı esirleriyle birlikte cephe gerisine götürülür. Bir süre sonra esirler bir meydanda toplanır. Rus kumandanı General Plotanof, esirleri tek tek süzerken Derviş Mehmed’in önünde durur. “Sen kimsin, hünerin nedir, ne iş yaparsın?” gibi sorular sorar. Tercüman tarafından Derviş Mehmed’e izah edilen sorular üzerine, “Ben Hazreti Üftade dergahının dervişiyim ve ona bağlıyım. Celvetiye müntesibi olanlar suda boğulmaz, ateşte yanmaz.” şeklinde cevap verir. Bu söze alayla gülen kumandan, “Ateşte yanmadığına ve suda boğulmadığına göre kazanda da pişmemen gerekir,” der. Derviş Mehmed buna karşılık, “Pişmemişler Celveti olamazlar. Biz elhamdülillah piştik, tekrar pişmeyiz. Fakat sizin ulularınızdan bu mertebede bir kimse var mıdır?” diye sorar. Bunun üzerine Rus kumandanı, yanında bulunan Başpiskoposa dönerek, “Bizde de bunun gibi manevi olgunluğa erişmiş kimseler var mıdır?” der. Başpiskopos, “Bizde de böyle altı tane papaz vardır,” der. Kumandan, hemen o papazları çağırtır ve meydana yedi büyük kazan kurulur. Kazanların içine su doldurularak altlarına odun yığılır ve ateşlenir. Derviş Mehmed ve papazlara kazanlara girmeleri söylenir. Aradan saatler geçer. Kazanların kapakları kaldırıldığında papazların tamamen haşlandığı, hatta eridiği görülür. Ancak Derviş Mehmed, Rus kumandanı ve askerlerinin şaşkın bakışları arasında sapasağlam kazandan çıkar. Ne diyeceğini bilemeyen Rus kumandanı, Derviş Mehmed’i serbest bırakır.**
Celveti Şeyhi Mustafa Efendi Hazretleri, Emir Sultan Dergahı’nda hizmet etmiş, talebelerine yol göstermiş ve İzmir’e İyiliği Emretmek, Kötülükten Nehyetmek amacıyla gelmiştir. Burada vefat etmiştir. Türbesi, kendisinin yaptırdığı, asıl adı “Şeyh Mustafa Camii” olan Şeyh Camii’nin altındadır. Şeyh Camii, Ankara Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde bulunan Evasıt-ı Safer 1055 (Nisan 1645) tarihli vakfiye kaydına göre, Üsküdarlı Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerinin halifelerinden Şeyh Mustafa Efendi tarafından yaptırılmıştır. Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerinin fakirleri için meşrut (fakirlerin kullanması şartıyla yapılmış) bir cami ile tekkeden oluşmaktadır.
Meşhur gezgin Evliya Çelebi de, seyahatnamesinde bu camiye 1671 yılında İzmir seyahati sırasında uğradığını ve Şeyh Mustafa Efendinin o zaman sağ olduğunu belirtir. Cami, İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü kayıtlarında da “Şeyh Mustafa Vakfı” olarak geçmektedir. Caminin mevcut kitabesi, onarımıyla ilgili olup 1224 (1830) tarihlidir. Caminin yapılış yılı tam olarak bilinmemektedir.
Günümüzde Celveti Şeyhi Mustafa Efendi Hazretlerinin türbesi ve yaptırdığı Şeyh Camii’nin durumu: İzmir’in büyük bir şehir olması ve yerleşim birimlerinin çoğalması ile, tabiri caizse, türbe arka sokaklarda kalmış ve çok bakımlı denilemeyecek bir durumdadır. Türbe, Şeyh Camii’nin yanında olduğu için ibadet saatleri dışında kapalıdır ve her zaman ziyaret imkanı bulunmamaktadır. Türbenin kapıları sadece Cuma günü açılmakta, erkekler için Cuma namazından önce, bayanlar içinse Cuma namazından sonra ziyaret imkanı sağlanmaktadır. Türbenin asıl halinde bahçede büyük bir hazirenin olduğu kaynaklarda yer almaktadır. Ancak şimdi hazire ortadan kaldırılmış, yalnızca türbede Celveti Şeyhi Mustafa Efendi Hazretlerinin ve yanında Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerinin kızı olduğu düşünülen hanımının mezarı kalmıştır. Halk arasında “Tezveren Dede” namıyla da anılmaktadır.



