USD48,46
%0.06
EURO56,33
%-0.02
EURO/USD1,16
%-0.08
BIST14.112,89
%-0.27
Petrol98,73
%1.78
GR. ALTIN6.860,79
%0.01
BTC4.206.921,00
%-0.34

Bir Ârif, Bir Âlim, Bir Âşık: İbrâhim Hakkı Erzurûmî

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İlmî derinliği, tasavvufî kemâli ve şiirle yoğrulmuş gönül dünyasıyla asırlardır gönüllerde taht kurmuş bir isim: İbrâhim Hakkı Erzurûmî… O, sadece meşhur eseri Mârifetnâme ile değil, yaşadığı hayatla da hem ilmin hem irfanın hem de aşkın timsali olmuş bir Osmanlı ârifidir.

1703 yılında Erzurum’un Hasankale kasabasında doğan İbrâhim Hakkı, tasavvufî hayata daha çocuk yaşta adım atar. Babası Derviş Osman Efendi’nin rehberliğinde Siirt’in ilim ve hikmet beldesi Tillo’ya götürülür. Orada, Anadolu tasavvufunun mühim halkalarından biri olan İsmâil Fakîrullah Hazretleri ile tanışır. Küçük yaşta gönlünde oluşan bu sevgi, bir ömür sürecek bir irfan yolculuğunun ilk adımı olur.

Henüz on yedi yaşındayken babasını kaybeden İbrâhim Hakkı, tahsilini tamamlamak için Erzurum’a döner. Arapça ve Farsça başta olmak üzere klasik ilimlerle donanır. Ardından tekrar Tillo’ya dönerek şeyhine intisap eder, zahirî ilmi bâtınî marifetle mezceder. Onun bu yolculuğu, bir sûfînin gönül iklimini arayan her insan için bugün dahi bir rehber niteliğindedir.

1738’de gerçekleştirdiği hac yolculuğu ve İstanbul’daki kütüphane çalışmaları, onun sadece bir derviş değil, aynı zamanda astronomi, coğrafya, fizik ve tıpla da ilgilenen bir mütefekkir olduğunu gösterir. Dönemin saray çevrelerinde bile dikkat çeken bu yönü, ona müderrislik pâyesi ve halk arasında yüksek bir itibar kazandırır. Lakin o, saraydan çok tekkede; kürsüden çok dergâhta olmayı tercih eder.

İbrâhim Hakkı Hazretleri, eserleriyle olduğu kadar yaşayışıyla da insanlığa örnek olmuş bir gönül insanıdır. En meşhur eseri olan Mârifetnâme, sadece ansiklopedik bir bilgi hazinesi değil, aynı zamanda bir hikmet mecmuasıdır. Bu eser; astronomiden ahlâka, tıptan ibadete kadar pek çok alanda bilgi verirken, okuyan gönüllere de marifet nuru serpmiştir.

Ne var ki hayatının son dönemlerinde hakkında çıkan bâtınî dedikodular, onun ne kadar dikkatli bir hakikat yolcusu olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Bazı talebelerinin haddini aşan söylemleri üzerine kaleme aldığı Urvetü’l-İslâm ve Hey’etü’l-İslâm gibi risaleler, onun Ehl-i Sünnet çizgisinden asla ayrılmadığını açıkça ortaya koyar.

Vefatından önceki vasiyetinde, şeyhi İsmâil Fakîrullah’ın türbesine defnedilmek istemediğini yazmasına rağmen, mürşidinin evladının ısrarı üzerine oraya defnedilmiştir. Bu da onun tevazu ve teslimiyetini gösteren son nişanedir.

İbrâhim Hakkı Hazretleri, devrinin âlimleri arasında sadece ilmî kudretiyle değil, aynı zamanda derin tasavvufî irfanıyla da temayüz etmiş bir zattır. Onun en çok etkilendiği ve hayatına yön veren kişi ise mürşidi İsmâil Fakîrullah Hazretleri’dir. Erzurum’dan kalkıp Tillo’ya uzanan yolculuğu sadece coğrafi değil, aynı zamanda rûhî bir hicretin de adıdır. Zira o, bu seyahatle birlikte hem bir mürid olmuş hem de mânevî bir âlemin kapılarını aralamıştır.

İbrâhim Hakkı Hazretleri, mürşidinden aldığı bu feyzi hayatının sonuna kadar taşımış ve onu sadece gönlünde değil, ilminin merkezine de yerleştirmiştir. Bu bağlılık öyle bir derecededir ki, mürşidinin vefatından sonra dahi ona olan vefasını ilimle harmanlayarak göstermiştir.

Bir Güneş Mucizesi: Tillo Rasathanesi ve Vefakâr Talebe

İbrâhim Hakkı Hazretleri’nin şeyhi İsmâil Fakîrullah’a olan derin sevgisi ve bağlılığı, vefatından sonra dahi sürmüş ve bu bağlılık, eşine az rastlanır bir menkıbeye dönüşmüştür. Hazret, şeyhinin kabri üzerine bir türbe inşa ettirir. Ancak bu türbe sıradan bir yapının ötesindedir. Tillo sırtlarında inşa ettirdiği küçük bir rasathane penceresini, tam olarak türbenin penceresiyle hizalar. Ve öyle bir hesapla yerleştirir ki, her yıl sadece 21 Mart sabahı, ilkbahar ekinoksunda güneşin ilk ışınları bu rasathaneden geçerek İsmâil Fakîrullah’ın başucunu aydınlatır. Bu hadise, onun şeyhine olan aşkının ve ilmî birikimini vefa ile harmanlamasının en çarpıcı örneğidir.

Halk arasında “güneşin şeyhine selâmı” olarak bilinen bu hadise, her yıl sabahın ilk ışıklarında Tillo’da tekrar yaşanır. Bu eşsiz düzenek sadece bir astronomi harikası değil, aynı zamanda bir müridin, mürşidine olan sevgi ve sadakatinin taşa, toprağa, güneşe işlemiş halidir.

Bu menkıbe, İbrâhim Hakkı Hazretleri’nin nezdinde ilmin aşk ile nasıl bütünleştiğinin; bir müridin, mürşidine olan vefasını yalnızca sözde değil, kâinata mühürleyecek şekilde yaşadığının nişanesidir.

Onun şu mısralarında ise bu rûh hâli açıkça hissedilir:

“Meğer bu aşk imiş ilmin özü,
Ne bilsin aşkı olmayan sözü…”

İbrâhim Hakkı Hazretleri’nin şu sözü, onun dünyaya ve kitaba bakışını ne güzel özetler:

“Bu zamanda en dürüst dost, en uygun meclis arkadaşı, en seçkin yoldaş, yârların en hayırlısı ve sevgililerin en sevgilisi kitaplar olduğu için bunların sohbetlerine meylimi salmışımdır.”

Ne güzel dostlar edinmişsin ey gönül sultanı…

Bir Ârif, Bir Âlim, Bir Âşık: İbrâhim Hakkı Erzurûmî
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Sondaki Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Sondaki Haber ile Sohbet Et

Sondaki Haber ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.