İklim Haftası ve BM Genel Kurulu, İklim Siyasetinin Temel Etkilerini Belirleyerek New York’ta Buluşuyor
Bu hafta New York’ta, iklim değişikliği ile mücadelede önemli başlıkların tartışılacağı iki etkinlik gerçekleşecek: İklim Haftası ve Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu. İkisi de iklim politikalarının geleceğini şekillendiren kritik platformlar olarak öne çıkıyor. İklim Haftası, enerji dönüşümü ve eylem üstüne odaklanırken, BM Genel Kurulu güven inşasına yönelik bir gündem izliyor. Antalyalı COP31 ise iklim eyleminin somut uygulamalarını vaat ediyor. Bu üç temel kelime, günümüzde iklim siyasetinin en kritik sorununu yansıtıyor.
New York’taki sahnelerden ilki Climate Week NYC. Burada, şirketler, yatırımcılar ve sivil toplum kuruluşları, dönüşüm süreçlerini nasıl finanse ettiklerini, hangi teknolojilerin desteklendiğini ve belirledikleri hedeflere nasıl ulaşmayı planladıklarını anlatacaklar. Diğer toplantı ise, BM Genel Kurulu. Bu yılki tema “Güveni yeniden tesis etmek, dönüşümü yönetmek” şeklinde belirlenmiş olup, iklim eylemi ve adil geçiş üzerine üst düzey bir oturum da gerçekleştirilecek.
New York haftasında eylem ve güven arasında bir denge kurmak önemli. Antalya’da düzenlenecek COP31 ise bu iki kavramın birleşimini uygulamada somutlaştırmayı amaçlıyor. Ancak, eylem için yatırım, yatırım için öngörülebilirlik ve güven şart. Geçmiş vaadlerin yerine getirilmiş olması, güvenin teminatıdır.
Yatırımların büyüklüğü ise dikkat çekici. Küresel iklim hedeflerine ulaşabilmek için 2030 yılına kadar yılda 6 trilyon doları aşan bir sermayeye ihtiyaç olduğu belirtiliyor. Bugün mevcut iklim finansmanı ise bunun yalnızca üçte biri düzeyinde.
Bakü’de gerçekleştirilen COP29’da gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülkelere sağlanacak iklim finansmanını 2035’e kadar yıllık en az 300 milyar dolara çıkarma hedefi belirlediği bildiriliyor. Toplam kaynaklardan elde edilecek finansmanın ise yıllık 1,3 trilyon dolara yükseltilmesi için daha geniş bir çağrı yapılması bekleniyor. Ancak bu hedeflerin birbirleriyle bağlantılı olup olmadığı sorgulanmakta.
Finansmanın kalitesi, miktarından çok daha önemli bir ayrım sunuyor. Hangi şartlarda sunulduğu, faiz oranları ve geri ödeme koşulları, her bir yatırımın başarısında belirleyici faktörler. Yüksek faiz oranları, döviz cinsinden geriye dönüş gereklilikleri ve yerel para cinsinden gelirlerinin olma ihtimali, birçok projeyi etkileyen riskler arasında yer alıyor.
New York’taki haftanın, Antalya öncesi zincirin halkalarının sağlamlığına dair önemli ipuçları sağlaması bekleniyor. Kısa vadede, NET-ZERO hedefleriyle birlikte, BRIDGE (İklim Uygulama Köprüsü) projesinin hayata geçirilmesi planlanıyor. Bu projenin amacı, ülkelerin iklim taahhütlerini finanse edilebilir projelere dönüştürmek.
Türkiye’nin COP31’de öne sürdüğü küresel öneri ise elektriğin küresel enerji talebindeki payının 2035’e kadar yüzde 35’e çıkarılması hedefidir. Ancak, bu hedefin uygulanması için gerekli altyapı yatırımlarının ve finansmanın oluşturulması büyük önem taşıyor. Bu noktada, yatırım alanlarında yaşanan eksiklikler ve uygulanabilir projelerin yokluğu ciddi bir engel teşkil ediyor.
New York haftası, iklim sürdürülebilirliği için taşıdığı anlam ve önemle dikkatleri üzerinde topluyor. Ancak, burada elde edilecek sonuçlar Antalya’daki müzakere süreçlerini şekillendirecek. Dolayısıyla, New York’tan gelen mesajlar, hedeflerin gerçekliği, kaynakların sürekliliği ve uygulama planlarının etkinliği açısından dikkatle incelenmelidir. Eylem, güven ve uygulama arasında sağlanan denge, gelecekteki iklim politikalarının belirleyici unsurlarından biri olacak gibi görünüyor.
