ABD ile İsrail Arasındaki Tansiyon: Yeni Müzakere Süreci Başladı
107 günlük çatışmaların ardından, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla ilgili olarak yeni bir mutabakat zaptı imzalandı. Bu kapsamda 60 günlük bir müzakere sürecine geçiş yapılırken, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları devam ediyor.
Bölgedeki gerginlik sürerken, eski ABD Hazine Bakan Yardımcısı Paul Craig Roberts, YouTube’da katıldığı bir yayında İsrail’in Orta Doğu’daki genişleme stratejilerine ve Türkiye’ye yönelik politikalarına dair önemli açıklamalarda bulundu.
“İsrail, Orta Doğu’nun Tamamını Sahipleniyor”
Roberts, Arap ve Müslüman dünyasının bir asırdır Siyonistlerin Büyük İsrail planını göz ardı ettiğini belirterek, “İsrail, Orta Doğu’nun tamamının kendi toprağı olduğunu iddia ediyor.” dedi. Eski bakan, başlangıçta bu iddianın Nil’den Fırat’a kadar uzandığını, ancak geçtiğimiz yıl iki İsrailli bakanın bu tanımı genişlettiğini ve artık Nil’den Pakistan’a kadar uzandığını vurguladı.
“Türkiye’yi Şeytanlaştırma Mesajı”
Roberts, şubat ayında eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett’in Amerikan Yahudi örgütlerinin yıllık toplantısında Türkiye’yi hedef alan açıklamalarını hatırlatarak, “Bennett, Türkiye’nin sıradaki İran olduğunu söyledi.” ifadelerini kullandı. Bu durumun, İsrail lobisinin Türkiye’yi hedef almasına yönelik bir sinyal olarak değerlendirildiğini ekledi.
“Lübnan Küçük Lokmalar Halinde Yutuluyor”
Roberts, İsrail’in yalnızca Arapları değil, tüm Orta Doğu’yu ele geçirme planının olduğunu belirtti. Bu süreçte Libya, Irak ve Suriye’nin düşüşünü örnek göstererek, “İsrail, tıpkı 79 yıl boyunca Filistin’i yediği gibi, Lübnan’ı da küçük lokmalar halinde yutmaya başlıyor.” dedi.
“Trump’ın Gücü ve İsrail”
ABD Kongresi’ndeki temsilcilerin İsrail’in bağımsız ülkeler üzerindeki hak iddialarını sorgulamadığını ifade eden Roberts, “Bu durum Siyonistlerin üstünlük sağlamasına yol açıyor.” diyerek, Donald Trump’ın egosunun İsrail’in ABD üzerindeki gücüne karşı durup duramayacağını sorguladı.
Bu gelişmeler, bölgedeki denklemlerin ne kadar karmaşık olduğunu ve uluslararası ilişkilerdeki belirsizlikleri bir kez daha gözler önüne seriyor.
