
New York Üniversitesi’nde Sophia Tintori önderliğindeki bir araştırma grubu, Çernobil’in yasaklı bölgesinden Oschieus tipulae türü solucanlar topladı. Bu solucanların genetik yapıları incelendiğinde, beklenilen radyasyon kaynaklı genetik mutasyonlara rastlanmadı.
Proceedings of the National Academy of Sciences adlı dergide yayımlanan araştırmada, 300’den fazla solucan laboratuvar koşullarında kültürlenip 15 örnek genom dizilimi için seçildi. Çernobil solucanlarının genetik yapıları, Almanya, ABD, Filipinler, Mauritius ve Avustralya’dan elde edilen aynı tür solucanların genomlarıyla kıyaslandı. Çernobil’deki solucanların genetik olarak birbirine daha yakın olduğu belirlense de, radyasyona bağlı DNA hasarı belirtileri gözlemlenmedi.
Bilim insanları, büyük ölçekli kromozomal bozulma veya mutasyon oranının radyasyon seviyeleriyle ilişkili olmadığını tespit etti. Ayrıca, solucanların soylarının DNA hasarına karşı dayanıklılık düzeyleri ile radyasyona maruz kalma geçmişleri arasında da bir bağlantı bulunmadı.
Tintori, bu keşfin kanser araştırmalarında önemli bir gelişme olabileceğini ifade etti. “DNA hasarına daha dayanıklı solucan türleri üzerinde çalışarak, neden bazı bireylerin kanserojen maddelere daha duyarlı olduğunu anlayabiliriz” şeklinde konuştu.
Çernobil gibi yüksek radyasyona sahip bir bölgede yaşayan solucanların dayanıklılığı, DNA onarım mekanizmaları üzerine yeni araştırmalar yapılmasına zemin hazırlayabilir. Araştırmacılar, bu mekanizmaların insanların kanser riskini azaltması için nasıl kullanılabileceğini araştırmayı amaçlıyor.
Araştırma, Çernobil felaketinin ardından ilgili bölgenin ekosisteminin nasıl evrildiğini anlamak açısından da hayati bir öneme sahip. Bilim insanları, bu bulguların Çernobil’in güvenli bir yer olduğu anlamına gelmediğinin altını çizerek, yalnızca bazı organizmaların olağanüstü adaptasyon yetenekleri gösterdiğine dikkat çekiyor.



