Günümüzde tevazu, özellikle de müminler için önemli bir erdem olarak kabul edilir. Ancak bazen, tevazunun zıddı gibi görülen vakarı korumanın gerekliliği unutulabiliyor. Peki, kibirliye karşı kibir bir sadaka olabilir mi?
Hadis kaynaklarında, “Kibirliye karşı kibir, sadakadır” buyurulmuştur. Yani, kibrini insanlara karşı kalkan olarak kullanan birine karşı, vakarla durmak müminin izzetini muhafaza etmesi anlamına gelir. Bu noktada kibir, kendini beğenmek ve başkalarını hor görmek anlamından uzak, İslami vakarı temsil eden bir duruş olur.
Kibirlenmekle, kibirli görünmek farklıdır. Kibirliye karşı, kibirli görünmek sadaka vermek gibi sevaptır. Hadis-i şerifte, (Kibirliye kibirli görün ki, onu hakir ve küçük düşürmüş olursun) buyuruldu. (İ. Gazali)
Kibir sahibine karşı tevazu eden kimse, kendisine zulmetmiş olur. Bid’at sahiplerine, fasık makam sahiplerine ve kibirli zenginlere karşı da kibirli görünmek caizdir. Bu kibir, kendini yüksek göstermek için değildir. Onlara ders vermek, gafletten uyandırmak içindir.
Çağımızda inancımıza, kimliğimize ve değerlerimize saldıranlara karşı takınılacak tavır da bu minvaldedir. Şu bir gerçek ki, günümüzde tevazu bazen yanlış yorumlanarak zilletle karıştırılıyor. Oysa bir mümin, imanını ve izzetini korumak için gerektiğinde vakarıyla dimdik durmalıdır.
Dolayısıyla, tevazu nasıl ki müminin ziyneti ise, vakar da onun şahsiyetinin önemli bir parçasıdır. Tevazu ve vakar birbirinin dengidir. Ancak bu dengeyi koruyamayanlar ya kibir bataklığına saplanır ya da zilletin pençesine düşer. Hayat, her durumda aynı tepkiyi vermek değil, şartlara uygun şekilde hareket edebilmek sanatıdır.
Rabbimiz bizleri, İslam’ın izzetini taşıyan, gerektiğinde vakarıyla duruş gösteren, ancak O’nun kudreti karşısında ‘hiçliğini’ idrak eden kullarından eylesin.
Âmîn!