Hacı Bekir Sıtkı Visali Hazretleri,
Hacı Bekir Sıtkı Visali Hazretleri (Bekir Sıtkı Halıcıoğlu) mübarek hayatına baktığımızda, ilk karşılaştığımız şey, İlay-ı Kelimetullah sevdasıdır. Allah (cc)’ın ismini yüceltme davasında vermiş olduğu gayret ve nefsi arzularından vazgeçmesiyle geçen bir ömür söz konusudur. Bu mübarek insan-ı kâmil, 1882 yılında Manisa’nın Kula ilçesinde dünyaya gelmiştir. Kula eşrafınca tanınan ve saygı gören babası, Molla Efendi Zade Hacı Mehmet Efendi, önemli bir şahsiyettir. Hacı Bekir Sıtkı Visali Hazretleri’nin kamil bir insan olmasında, babasının eğitimine gösterdiği özenin büyük payı vardır. Babası ve annesi onu Osmanlı edebi ve adabıyla yetiştirmiştir. Hacı Bekir Sıtkı Visali Hazretleri de bu terbiyeyi bizzat yaşamış ve talebelerinin de bu terbiyeyi edinmelerine vesile olmuştur.
Daha 8 yaşında iken, ileride büyük bir insan-ı kâmil olacağının işaretlerini vermiştir. Mahalledeki çocukları etrafına toplayıp, yaşından beklenmeyen bir olgunlukla zikir halkaları kurar ve Allah’ın isimlerini zikrederdi. Kendi divanında bunu şu şekilde anlatır:
“Sekizincide anladım şeyhleri tetkik ettim. Halaka zikri hem kurdum, çocukları topladım. Dedim La ilahe illallah, hem dedim Allah Allah.”
Bu büyük makamlara Allah dostları, tıpkı Hacı Bekir Sıtkı Visali Hazretleri gibi, Resulullah Efendimizin ümmetinin imanını kurtarma davasıyla gelmişlerdir. Bu dava uğruna çalışanlar, manevi bir görev alsalar da, bu halden bazen habersiz olabilirler. Ancak, onlar Allah’ın dostlarıdır ve Resulullah (sav)’a sevgili olurlar.
İlk Eğitim ve İstanbul Yılları
Hacı Bekir Sıtkı Visali Hazretleri, ilk Kuran-ı Kerim ve dini bilgiler derslerini Manisa Kula ilçesinde, Boşnak Hoca olarak bilinen bir alimden almıştır. Ardından İstanbul’a giderek Fatih Medreselerinde dersler almış ve icazetini tamamlamıştır. İstanbul Kadırga semtinde Ahmet Ziyaeddin Gümüşhanevi Hazretlerinin halifesi Hacı Hafız Ahmet Efendi’den Hadis-i Nebevi dersleri alarak, ilminde daha da ilerlemiştir. Sonrasında Kula’ya dönerek hem ticaretle meşgul olmuş hem de camilerde vaazlar vererek insanlara dini nasihatlerde bulunmuştur.
Manevi Yolculuğun Dönüm Noktası
Bir Ramazan ayında, İzmir Kemeraltı’ndaki Hisar Camii’ne yolu düşen Hacı Bekir Sıtkı Visali Hazretleri, burada vaaz vermekte olan Abdurrahman Sami Saruhanî Hazretleri ile karşılaşmış ve onun sohbetini dinlemiştir. Bu karşılaşma, Hacı Bekir Sıtkı Visali Hazretleri’nin hayatında bir dönüm noktası olmuş, Abdurrahman Sami Saruhanî Hazretlerine intisap etmiştir. Bu büyük mürşitle tanışmasıyla birlikte, Hacı Bekir Sıtkı Visali Hazretleri, manevi olarak yanıp kül olmuş ve kendini tam anlamıyla bu kutlu yolculuğa adamıştır.
İrşad ve Manevi Mücadele
Abdurrahman Sami Saruhanî Hazretlerine intisabından sonra, Hacı Bekir Sıtkı Visali Hazretleri, karşılaştığı dünyevi ve uhrevi zorluklara sabırla göğüs germiştir. Kendisi, fedakarlığıyla tanınan bir kişilik olup, başkalarını nefsinden önce tutmasıyla bilinir. Pazartesi ve Perşembe oruçlarına özen gösterir, gecelerini evrad-ı ezkarla geçirirdi. Fırsat buldukça mürşidini ziyaret eder, onun sohbetlerine katılırdı. Manevi yolculuğunda mürşidiyle olan bağı giderek güçlenmiş, ilmi tahsiline devam ederken riyazatlarını artırarak ibadetlerinde derinleşmiştir.
Bir hadis-i şerifte kırk gün samimiyetle ibadet eden kişinin kalbinden fışkıran hikmetlerin dilinden döküleceği rivayet edilir. Hacı Bekir Sıtkı Visali Hazretleri de bu yolda, mürşidinin gözetiminde erbain çıkarmış ve nefsini terbiye etmiştir. Uşşakiye Tarikatı’nda hızla ilerleyerek kısa sürede hilafet makamına ulaşmış ve icazet almıştır. Ayrıca Nakşibendi, Halveti, Rufai ve Kadiri tarikatlarından da icazet alarak, birçok tarikatta önemli bir konuma ulaşmıştır.
Zorlu Dönemler ve Medrese-i Yusufiye
Tekkelerin kapatılmasının ardından, Hacı Bekir Sıtkı Visali Hazretleri ve mürşidi Abdurrahman Sami Saruhanî Hazretleri zor günler yaşamıştır. Menemen Provokasyonu bahanesiyle tutuklanmışlar ve cezaevinde büyük zorluklarla karşılaşmışlardır. Ancak her ikisi de, bu zorluklara sabırla karşı koymuş, Allah’a olan bağlılıklarını asla kaybetmemişlerdir. Altı ay sonra tahliye edilmiş olsalar da, sürekli takip altında tutulmuşlar ve hayatlarının geri kalanında irşad vazifelerine bu şartlar altında devam etmişlerdir.
Hacı Bekir Sıtkı Visali Hazretleri, takip altında olduğu bu zor dönemde bile zikrullah meclislerini aksatmamış, talebeleriyle Allah ve Resulullah sevgisi dolu meclisler kurmaya devam etmiştir. Mürşidi Abdurrahman Sami Hazretleri’nin vefatından sonra, onun yerine irşad vazifesini üstlenmiştir.
Kerametleri
Talebelerinin dilinden aktardıklarına göre:
“Kabir hali ve kalp keşfi: 1961 yılında İzmir’de Ayfonlu İsmail Efendi’nin evinde akşam yemeğinde idik. Efendi Hazretleri ihvanıyla birlikteydi. Bazı ihvan dışı olanlar da vardı. Bir ara iki genç ayağa kalktılar ve müşkülleri olduğunu, onu soracaklarını söylediler; ‘Efendim, babamız birkaç sene evvel vefat etti. Kendisini rüyada görüyoruz, bize dargın duruyor. Halbuki sağlığında kendisine hürmette kusur etmedik, birkaç defa aynı hali görüyor ve üzülüyoruz. Ne yapmamız gerektiğini de bilemiyoruz?’ Efendi Hazretlerinin başı önüne eğildi ve birkaç dakika toplumla ilişkisi kesildikten sonra (fark-sahv) haline geldiler. Başını kaldırdı ve ‘Babanızın ihtilaflı bir alacak meselesi var mıydı?’ sorusunu gençlere sordu. ‘Evet,’ dediler. ‘İnşaat yaptırmıştı. Yapının ustası 800 lira daha alacaklı olduğunu söylüyor, babam kabul etmiyordu, tartışıyorlardı. Sonra babamız vefat etti.’ Efendi Hazretleri, ‘Ustanın alacağını ödeyin, helalleşin,’ dedi.”
Aynı meclisteydik. İhvandan, şimdi rahmetli olan Dr. Fehmi Bey ve yanında Efendi Hazretlerinin ve hiç birimizin tanımadığı sakallı, yaşlı bir zat oturuyordu. Sonradan öğrendiğimize göre o kişi, Üsküdar müftüsü olan İbrahim Elmalı imiş. Manevi bir müşkülü olduğunu, hemşehrisi Fehmi Bey’e söylemiş. Müşkülünü beraberce konuşmuşlar ve neticede bu konuyu Fehmi Bey’in şeyh efendisine sormak istemişler. Bu sebeple sohbet meclisine gelinmiş. İbrahim Elmalı Bey hayatında hiç evlenmemiş, mücerret olarak altmış küsür yaşına kadar önce validesiyle, ardından hemşiresiyle yaşamış. Hemşiresi vefat edince arkadaşları, kendisine yaşın ilerlediğini, evde ev işlerine bakacak bir hanım gerektiğini söyleyerek, yaşıyla münasip bir hanımla evlenmesini tavsiye etmişler. Müftü Efendi, bu teklife karşı tereddüt etmiş. İşte bu tereddüdü gidermek maksadıyla Sultanımız Efendimiz Hazretlerinden istimzac (manevi danışma) kastıyla teşrif etmiş. Sohbetin bitmesinden sonra bu konuyu sormak istiyorlarmış. Bir ara Visali Hazretleri her iki zata yönünü çevirdi, Arapça bir hadis-i şerif okudu. Resulullah Efendimiz, ‘Ahir vakitte evlenmemek hayırlıdır,’ buyuruyorlar. Muktezasınca hareket edilmeli,’ dediler.”
Yine bir talebesinin aktardığına göre:
“İlk intisap ettiğim günlerdeydi. O güne kadar böyle bir sohbet ve feyiz dolu, cazibeli konuşmalara rastlamamıştım. Konuşmaları esnasında, zevk-i manevi ile mest hale geliyordum. Dinlediklerimi unutabilirim endişesiyle not almaya başladım. Birkaç ay devam ettim. Sohbetler genellikle sabah namazları dışındaki vakitlerde, kahve içlerinde, tavla sesleri arasında, iskambil oyunlarının oynandığı yerlerde devam ediyordu. Ellerimi masa altına koyarak notlarımı yazıyordum. Bir ara eliyle işaret ederek, ‘Yazmayı bırak, kalbine yazarsan unutmazsın,’ dedi. Bu sözünden sonra ben, adeta bir teyp haline dönüştüm. O Zat-ı Eşref’in söylediği hiçbir şeyi unutmadım. Trafik kazaları, beyin travması geçirdim fakat teybim çalışmaya devam etti. Bu hal, sadece ve münhasıran Efendi Hazretlerinin sohbetinde kerametleriyle gerçekleşti.”
Vefat ve Manevi Miras
Hacı Bekir Sıtkı Visali Hazretleri, 22 Ocak 1962 tarihinde, 83 yaşında vefat etmiştir. Abdest alıp iki rekat namaz kıldıktan sonra, “Allah” diyerek ruhunu teslim etmiştir. Kabri, İzmir Altındağ Kokluca Mezarlığı’nda, Hocazade Camii karşısında bulunmaktadır. Mezar taşında ihvanlarına vasiyet niteliğinde şu cümleler yer alır:
“Hubbu Mutlaktan Cemali Mutlaka Buldum Aslımı Hayatım Boyunca Gayem Bu idi Tattım Şuhudun Zevkini Zatullahtan Dilerim Bütün İhvanlarımı Tahsil Kemal Teshibi Ahlakla Bulsunlar Cemalini.”
Hacı Bekir Sıtkı Visali Hazretleri, ilmi ve manevi derinliğiyle, Allah aşkıyla dolu bir hayat yaşamış ve insanlara da bu sevgiyi aşılamıştır.